Dergiler / Anayasa Hukuku Dergisi / 2015 / Cilt: 4 - Sayı: 8
ARTIK ANKARA'DA ANAYASA MAHKEMESİ VAR!*
- Sayfa
- 225–267
- DOI
- —
Özet
Kamu görevlilerinin, sendikalarının kararına uyarak katıldıkları ekonomik ve sosyal amaçlı toplu iş bırakma eylemleri, yönetsel yetkililerin uyguladığı disiplin cezaları nedeniyle Anayasa Mahkemesinde çok sayıda bireysel başvuruya konu oldu, olmayı sürdürüyor. Eğitim ve öğretim hizmetlerinde yapılan kısa süreli iş bırakma eylemleri nedeniyle verilen disiplin cezalarının en hafifini bile sendika hakkına haksız müdahale olarak gören Anayasa Mahkemesi (AYM), demiryolları hizmetlerinde gerçekleştirilen eylem nedeniyle verilen disiplin cezasının ölçüsüz ve demokratik toplum gereklerine aykırı olmadığına, sözleşme ve Anayasaya aykırılık oluşturmadığına karar verdi. Makalede, İkinci Bölümün oyçokluğuyla aldığı bu kararın, hem kendi yerleşik içtihatlarıyla çeliştiği, hem de göz ardı ettiği ulusalüstü sendikal haklar ortak hukukuna aykırı olduğu savunuluyor ve özellikle, demiryolları hizmetlerinin grev hakkına bazı sınırlamalar getirilmesi olanaklı temel hizmetler arasında bulunmadığı vurgulanıyor. AYM birçok kararında, usulüne göre yürürlüğe konulan insan hakları sözleş- melerinin Anayasanın 51-54. maddelerinde tanınan sendikal hak ve özgürlüklerin kapsamının belirlenmesinde ILO sözleşmelerinin, Avrupa Sosyal Şartı ve denetim organları içtihatlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini yineledi. Ancak makalede eleştirilen kararında, bu yerleşik yaklaşımının gereğini yapmadı. Özellikle, ILO ve Sosyal Şart denetim organlarının bu alandaki yerleşik içtihatlarını araştırmaksızın karar verdi. Böylece, yerleşik yaklaşımına gölge düşürdü. Buna karşın, Artık Ankarada Anayasa Mahkemesi Vardır! diyen yazar, makalesine şu soruyla nokta koyuyor: Anayasa Mahkemesi, ulusalüstü insan hakları hukukunun evrensel ilke ve değerlerini, çatıştığı iç hukuk düzenlemelerine öncelik tanıyarak doğrudan uygulanması zorunluluğu öngören Anayasa kuralını göz ardı ederek ve kendi yerleşik içtihatlarıyla çelişik kararlar vererek gölgelediği saygınlığını sürdürebilir mi?
Abstract
Public officers who participate in mass strikes with economic and social goals abiding by the unions' decisions have been the subject of many individual applications to the Constitutional Court because of the disciplinary penalties imposed by administrative authorities. The Constitutional Court, which considers even the slightest disciplinary penalties imposed after the short time strikes in education system as unlawful interference with union rights, has decided that the disciplinary penalties imposed after the strikes in railroads services are not excessive and against the imperatives of a democratic society and do not constitute an infringement of the Constitution or contract. In the article it is argued that this judgment, delivered by the majority votes of Section Two, contradicts both with the Courts own established legal precedents and the transnational common law of trade union rights which were disregarded by the Court. It is particularly emphasized that railroad service is not one of the essential services which would allow restrictions on right to strike. In various judgments, the Constitutional Court has repeated that when determining the scope of the trade union rights and freedoms introduced in the articles 51-54 of the Constitution, the ILO conventions, Social Charter and legal precedents of auditing bodies should be taken into consideration. However, it did not comply with this established approach in the judgment criticized in the article. The Court delivered a judgment especially without examining the established precedents of the ILO and Social Charter auditing bodies. Thus, it departed from its established approach.