Dergiler / Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi / 2019 / Cilt: 21 - Sayı: 2
TÜRK SERMAYE PİYASASI HUKUKUNDA ÖRTÜLÜ KAZANÇ AKTARIMI YASAĞINA AYKIRILIK SUÇU
- Sayfa
- 861–912
- DOI
- —
Özet
Ülkelerin kalkınmasında etkin, verimli, şeffaf ve sağlıklı biçimde işleyen bir sermaye piyasası sisteminin önemi gözetilerek Türk hukuk sisteminde de piyasaların sağlıklı işlemesine ayrı bir önem verilmiş; piyasaların idari denetim ve gözetimini (regülasyon) gerçekleştirme konusunda bağımsız düzenleyici kuruluşlar görevlendirilmiştir. Bunun yanında belirtilen amacı ihlale yönelik fiilleri ortadan kaldırma gayesine yönelik olarak son çare (ultima ratio) olmak üzere ceza hukuku araçlarına da başvurularak bazı fiiller suç olarak tanımlanmıştır. Bu anlamda, halka açık ortaklıklarda yatırımcıların haklarının yönetimsel fiillerle zarara uğratılması riskini önlemeye özel bir önem atfedilmiştir. Sermaye piyasasında faaliyet gösteren anonim ortaklıkların yönetimlerinden kaynaklanabilecek suistimaller sebebiyle, ortaklığın yönetimini elinde bulunduran kişi veya grubun dışında kalan pay sahiplerinin/azınlık pay sahiplerinin, yani sermaye piyasası yatırımcısı olan tasarruf sahiplerinin uğrayabilecekleri zararların önlenmesi, Türk Sermaye Piyasası Kanunu’nun öncelikli amaçlarındandır. Bu bağlamda halka açık ortaklık yetkilisi veya yetkililerinin yönetim yetkilerini kullanırken pay sahiplerinin zararına olacak şekilde kötü niyetle şirket malvarlığının eksilmesi sonucunu doğuracak eylemlerde bulunmalarını önlemek düşüncesi ile hem 6362 sayılı Kanunda hem de (mülga) 2499 sayılı Kanunda örtülü kazanç aktarımı yasağına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Söz edilen iki Kanunun da örtülü kazanç aktarımına ilişkin düzenlemeleri irdelendiğinde her iki Kanunun ilgili maddelerinin aynen tekrardan ibaret olduğu ortaya çıkmaktadır. Bir diğer anlatımla örtülü kazanç yasağı aktarımını oluşturan seçimlik hareketler her iki suç tipi yönünden de birebir aynıdır. Bu durumun bir avantaj mı yoksa dezavantaj mı olduğu değerlendirilmelidir. Öte yandan ne Mülga Kanunda ne de yürürlükteki Kanunda “örtülü işlem” tanımının yapılmadığı görülmektedir. Kısaca ifade etmek gerekirse, örtülü kazanç aktarımı yasağı konusundaki Türk Ceza Adalet Sistemindeki normların yargı kararları ile birlikte ele alınarak suçlulukla mücadele amacına ulaşmak hususunda etkinliğinin somut olarak analizinin yapılması önemli bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Abstract
Importance of an effective, efficient and healthy capital market system that is functioning transparently is indisputable in the development of a country. A healthy functioning of capital markets has been highly regarded in Turkish Legal System as well. For this end, in addition to the regulation of markets, the tools of the criminal law has been practiced as an ultima ratio. Within this context, in order to prevent the risk of investor’s rights being violated in partnerships that are open to public participation through governing practices, some conducts have been defined as criminal acts. At this point, a substantial analysis of the effectiveness of the Turkish Criminal Justice System on the prohibition of illegal transfer pricing activity is seen as a necessary involvement. In the Capital Market Law, norms related to illegal transfer pricing activity has been included. These norms are found in both the Law numbered 6362 as well as the (former) Law numbered 2499. Thus, an investigation of whether the regulation just mentioned has been adequate is important. In order to identify the effectiveness of the Turkish Capital Market Law System in the area we are speaking of, the norms that are currently in operation will be evaluated together with the legal practice. Therefore, thoughts and ideas reached will provide a guiding spirit that could contribute to secure functioning of the capital market. When the norms in Turkish capital market law looked at closely, it is seen that the relevant items in the Law numbered 6362 are exact same repetitions of the (former) Law numbered 2499. On the other hand, in the legal regulations, it is clearly seen that the definition of “concealed operation” is missing. In addition, in situations where the crime of the transfer pricing activity is committed in different times, and through acts committed against different companies, the possibility of implication of the judgements related to successive offences needs to be considered. In short, we share an opinion that there is a need for an evaluation and reconsideration of the effectiveness of the norms regarding the transfer of concealed gains in the Turkish Criminal Justice System.