Dergiler / Anayasa Hukuku Dergisi / 2018 / Cilt: 7 - Sayı: 13
YENİ BİR ANAYASAL HAK ÖZNESİ OLARAK HAYVAN – I
- Sayfa
- 103–156
- DOI
- —
Özet
Tarih boyunca hukukî kişi kavramının kapsamı değişiklik göstermiştir. Örneğin siyahlar yüzyıllar boyunca kişi değil, mal olarak kabul edilmiştir. Uzun bir hak mücadelesinin ardından onların da içsel bir değere sahip olduğu kabul edilmiş ve insanların kanun önünde eşitliği ilke- si gereğince hakları tanınmıştır. Acı ve hazzı hissedebilen canlıların mal olarak kabul edilmesi onların ahlakî topluluktan dışlanması sonucunu doğurmaktadır. Oysa sezgisel tüm canlıların acı çekmemekte ve hayatlarını daha iyi yaşamalarını sağlayacak şeyleri yapmakta çıkarları vardır ve bu nedenle de ahlakî bir değere sahip olmalıdırlar. Ancak günümüz hukukunda hayvan mal statüsündedir. Bu durum onu insanın amaçları için kullanılabilen cansız nesnelerle aynı konuma indirgemektedir. Hayvan hakları adı altında kabul edilen düzenlemeler onlara gerçekten bir hak tanımamakta, yalnızca insanın kendi çıkarlarını üstün tutarak kurduğu sömürü düzeni içerisinde onların refahlarını artırmayı amaçlamaktadır. Bunun nedeni, günümüz hukuk sistemlerinin insanın diğer hayvanlardan üstünlüğünü iddia eden Batı düşüncesine dayanmasıdır. Söz konusu düşünce sistemi nedeniyle hayvanların gerçek haklara sahip olması mümkün olamamaktadır. Çeşitli ülkelerin kanun ve anayasalarında hayvanlarla ilgili düzenlemelere bakıldığında da bunların hayvanları bir hak öznesi olarak düzenlemediği, yalnızca insanların hayvanlar üzerindeki eylemlerine sınırlama getirdiği görülmektedir.
Abstract
The scope of the legal personhood has always changed in history. E.g. black people were considered for centuries not as persons but as property. It is only after long rights struggle that it has been accepted that they also own inherent value and that their rights are recognised in accordance with the equality of human beings before the law principle. The recognition of the living beings who can feel pain and pleasure as property results in their exclusion from the ethical community. However, all sentient beings have interests on not to suffer and on to do what will offer them a better life and thus, they should own an ethical value. But in recent legal systems, the animal is a property. This situation deducts it to a statute similar to inanimate objects used for the human’s purposes. The regulations approved under the name of animal rights do not recognise for them real rights, they only aim to increase their welfare in the system of exploitation created by humans whose own benefits prevail. Because the current legal orders are based on the Western ideology which claims the supremacy of humans over animals. Because of this way of thinking the recognition of real rights for animals is impossible. When we look at the regulations about animals in different countries’ laws and constitutions, it is seen that these do no regulate animals as right holders, but they only limit humans’ acts on them.