Dergiler / Din ve Felsefe Araştırmaları / 2019 / Cilt: 2 - Sayı: 3

Kierkegaard'da Ahlakın Öznelliği Problemi

The Problem of Subjective Ethic in Kierkegaard

Sayfa
5–18
DOI
—

Özet

Varoluşçuluğun kurucularından biri sayılan Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard, iman-akıl ilişkisini iman lehine yorumlayan fideist düşüncenin en önemli isimlerinden biridir. Dindar bir Hıristiyan olan Kierkegaard iman konusundaki duruşunu hem hakikat anlayışı hem de ahlak görüşüyle desteklemiş, felsefesinde genel olarak nesnel yerine özneli, tümel yerine tekili, toplum yerine bireyi öne çıkarmıştır. Kierkegaard, evrensel bir ahlakın olduğu düşüncesine karşı iman ve hakikat anlayışıyla yakından ilişkili olan öznel bir ahlak anlayışı öne sürmüştür. Buna göre kişi iman yoluyla Tanrı ile doğrudan bir ilişki kurmakta, bu ilişki kişiye daha yüce bir amaç için evrensel ahlakı askıya alma izni vermektedir. Kierkegaard’ın, varoluşçuluk ve fideizmi birleştirerek ortaya koyduğu ahlak anlayışı, öznelin evrensel olandan üstün olduğu düşüncesine dayanmakta, Tanrı ile doğrudan kurulacak öznel ve varoluşsal bir ilişki evrensel ahlaki ilkelerin üzerine çıkarılmaktadır. Kierkegaard’ın ahlak anlayışı, felsefe çevrelerinde önemli tartışmalara neden olmuştur. Bu makalede Kierkegaard’ın İbrahim hikâyesi üzerinden ortaya koyduğu öznel ahlak düşüncesi temelleri, gerekçeleri ve sonuçları bakımından incelenip değerlendirilmekte, onun bu konudaki düşüncelerinin varoluşçuluğunun ve Hegel karşıtlığının bir sonucu olduğu savunulmaktadır.

Abstract

Søren Kierkegaard is one of the founders of existentialism and an important advocate of fideism that interprets faith and reason in favor of faith. Kierkegaard, a devout Christian, supports his stance on faith with both his conception of truth and ethics. He put forward subjective rather than objective, singular rather than universal, individual rather than social. Kierkegaard suggests an understanding of subjective ethics that is closely related to his notion of faith and truth, against the idea of Hegelian universal ethics. According to this, one establishes a direct relationship with God through faith and this relationship allows the person to suspend universal ethical rules for a higher purpose. Kierkegaard's understanding of ethic, which he combined with existentialism and fideism is based on the idea that the subjective is superior to that of the universal. So a subjective and existential relationship that is built directly with God outdoes universal ethical rules. Kierkegaard's understanding of ethic has caused considerable debates in the philosophical circles. In this article, Kierkegaard’s thought of subjective ethic based on the story of Abraham is examined and evaluated in terms of its justifications and conclusions, and it is argued that his thoughts about ethic is the result of his existentialism and oppositon of Hegel.

Anahtar kelimeler: Søren Kierkegaard, Öznel Ahlak, Hegel, Varoluşçuluk