Journals / Turkish Studies (Elektronik) / 2015 / Cilt: 10 - Sayı: 2
RİS?LE-İ EHL-İ DERV?Ş
- Journal
- Turkish Studies (Elektronik)
- Pages
- 283–328
- DOI
- —
Özet
Türklük bilimi çalışmalarında önemli merkezlerden biri olan İsveç’in Uppsala ve Lund Üniversiteleri ile araştırma ve misyonerlik merkezlerinde Türkçe el yazması ve matbu eserlerden meydana gelen değerli koleksiyonlar bulunmaktadır. Bu koleksiyonlardan biri de Türkoloji çalışmalarında önemli bir yeri olan Lund Üniversitesi kütüphanesindedir. Dünyanın üçüncü büyük koleksiyonu olarak adlandırılan bu eserler içerisinde, Çağatay ve Uygur Türkçesiyle kaleme alınan tezkireler önemli bir yer tutar. Bu tezkirelerden biri de Lund Üniversitesi kütüphanesinde Prov. 7 numaraya kayıtlı olan Risāle-i Ehl-i Dervįş’tir. Dil bakımından Klasik Sonrası Çağatay Türkçesine ait ses özelliklerini ihtiva etmesi, konu itibariyle tasavvuf ve öğretilerini içermesi açısından oldukça zengindir. Tarih boyunca İslamiyet’i bir din olarak kabul eden toplumlarda siyasi, sosyal, ekonomik, coğrafi vb. sebeplerden dolayı çeşitli İslami yorum ve fikir akımları ortaya çıkmıştır. İslamiyet’in Türkler arasında kabul edilmesinden sonra, merkezine insan sevgisi ve hoşgörüyü koyan tasavvuf ve sufilik ekolü Türk dünyasında önemli bir gelişim imkânı bulmuştur. Günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan bu Türk İslam anlayışının ilk tohumlarının atıldığı Doğu Türkistan bölgesinde, tasavvuf öğretisini ön planda tutan birçok eser kaleme alınmıştır. Üzerinde çalışılan Risāle-i Ehl-i Dervįş de bu anlayışın ifade edildiği önemli eserlerden biridir. Lund Üniversitesinde bulunan Gunnar Jarring koleksiyonundaki ölçüleri 20x16,5 cm olan bu eser, İsveçli misyoner Gunnar Hermansson tarafından 1920 yılında kopya edilmiştir. Aynı zamanda Gunnar Jarring tarafından 1929 yılında koruma altına alınan tezkirenin sayfa satır sayıları on ile on bir arasında değişmektedir. Şimdiye kadar üzerinde herhangi bir ilmi çalışmanın yapılmadığı bu tezkire, toplam on altı varaktan (31 sayfa) oluşur. Eserin kelime dünyası çoğunlukla Türkçe olmakla birlikte konusu gereği Arapça ve Farsça alıntı kelimeler de oldukça fazladır. Besmeleyle başlayan ve Hoca Ahmet Yesevî Hazretleri’nin gelecekle ilgili anlatılarıyla devam eden eserde, tasavvuf ve sufilik geleneğini oluşturan şeriat, tarikat, marifet, hakikat kapıları ve bunların alt makamları şöyle ifade edilir: Ahir zamanda dini ve dindarlığı kötü amaçlarla kullanacak şeyhler gelecek. Şeytan bu tür insanlardan kaçarken bazıları onları sevip örnek gösterecek. Aynı zamanda o şeyhler müritlerine istek duyacak, bedenlerini küfür delaletinden uzak tutamayacak ve İslam’a aykırı şeyleri güzel görüp şeriat hükümleriyle amel etmeyecek. Haram olan şeylere bakıp kötülüğün arkasında olmakla beraber Allah’ın rahmetinden de ümit kesmeyip dürüst insanların yaptıklarını ise hor görecekler. Fakat müritleri bunların isteklerini reddetmesine rağmen dinden çıkan bu kişiler, bir takım vaatlerle talebelerini kapılarında tutacak. Bu kişiler, müritlerinin çalıştıklarından yeseler köpek eti yemiş gibi olacak, elbise alıp giyseler kıldıkları namazları kabul olmayacak. Aynı zamanda bu kişiler toplum içerisinde fitne çıkmasını isteyecek. Şer olan şeyler mubah gösterecek bu insanların, sünnetleri uydurma, fiilleri suç, nefisleri ihanet, sırları şikâyet, gusülleri ise cenabet olacaktır. İşte bu zamanda sufilerde dünyadan vazgeçme hevesi, fakirlerde kanat, zenginlerde cömertlik, dervişlerde ise kıyamet korkusu olmayacak Bu tür olumsuzlukları önlemek ve ortadan kaldırmak için sufilik geleneği içerisinde yer alan şu çözüm önerileri sunulur: “Ey derviş! Bil ki ilk kelime şeriat, ikinci kelime tarikat, üçüncü kelime marifet ve dördüncü kelime hakikat’tir ve bunları bilmek gerekir. Sufi olup da bunları bilmeyene sufi denmez. Kelime-i şeriat, ‘lailahe illallah’, kelime-i tarikat, ‘lailahe illallah ve Hz. Muhammed peygamberlerin en sonuncusudur.’ Kelime-i marifet, ‘lailahe illallah ve Hz. Muhammed yaratılanların en yücesidir.’ Kelime-i hakikat, ‘lailahe illallah ve Hz. Muhammed Allah’ın kudretiyle gönderilmiştir.’ Ey derviş! O şeyhler ki fakirliği kabul edip sözünü tutar, onun hüküm ve kurallarını bilip yerine getirir; hevesini terk edip nefsiyle mücadele ederek ona boyun eğdirir; kazaya razı olur, olanlara sabreder; verilen nimetlere şükreder; bu risalede anlatılanları hayatında uygular ve Allah’ın emirlerini yerine getirirse dervişlik işleri salim olur. Eğer bunları yapmaz ve şeyhlik davası güderse o kişinin yüzü kıyamet günü kara olup, Allah ve Resulleri katında utanç içine düşecektir.”