Journals / Cumhuriyet İlahiyat Dergisi / 2019 / Cilt: 23 - Sayı: 1
An Abrahamic Ḥajj Tradition Accepted by the Qurʾān: Qalāid
- Journal
- Cumhuriyet İlahiyat Dergisi
- Pages
- 73–101
- DOI
- —
Abstract
The Abrahamic tradition that the Arabs value most was ḥajj. The ḥajj, which means to visit Kaʿba was the greatest means of getting closer to Allāh. The Kaʿba was the house of Allāh. And the visitors of the Kaʿba were Allāh’s guests. For this reason, the Arabs used to great respect to the visitors and they never used to attack a man in the ḥarem (the area around the Kaʿba). The same respect included visitors’ travels to the Kaʿba. There were two Abrahamic traditions that ensured the safety of visitors and sacrifices: Ḥaram months and qalāid. Ḥaram months were Dhū l-Qaʿdah, Dhū l-Ḥijjah, Muḥarram and Rajab. And the Arabs did not used to attack anyone in those months. For visits outside the ḥaram months, the visitors used to use the qalāid as a primitive visa. Qalāid is the plural of the word qilāda, meaning necklace. The Arab, who saw the qilādas, used to understand that the person who wore the qilāda wanted to go to the Kaʿba or had returned home from the Kaʿba. Qilādas used to be knitted from wool ropes and they used to be hung on animals’ neck or humps. Sometimes horseshoes used to hang on these qilādas. On the way back from Kaʿba, the barks of the ḥarem trees used to hang on the qilādas instead of the horseshoes. The Qurʾān orders Muslims not to disrespect the qilādas. This order also reveals that the Qurʾān recognizes the qilāda tradition. Allāh’s Apostle (sallallaahu ‘alayhi wa sallam) and Ṣaḥāba are also known to continue this tradition.Summary: Ḥajj was the most important worship of the Arabs in the pre-Islamic period. Human and commodity mobility in the ḥajj had an important place in the life of the Meccans who lived in land unfit for agriculture. This fact is expressed as follows in Abraham’s (Ibrāhīm al-Khalīl) prayer: “Our Lord! Lo! I have settled some of my posterity in an uncultivable valley near unto Thy holy House, our Lord! That they may establish proper worship; so incline some hearts of men that they may yearn toward them, and provide Thou them with fruits in order that they may be thankful.” (Ibrahim 14:37) The Arabs who lived in various parts of the Arabian Peninsula used to come to Mecca during the ḥajj season and present their sacrifices. They also used to buy their needs from nearby markets. These markets were also places where traders had the opportunity to sell their products.Because the Arabian Peninsula is unfavorable in terms of climate and soil, many Arab tribes used to raid and attack other tribes to sustain their existence. It is even known that some Arabs proud of their raids. The attacks only used to stop in the ḥaram months (Dhū l-Qaʿdah, Dhū l-Ḥijjah, Muḥarram and Rajab). Because of the prohibition of fighting in the ḥaram months, the visitors used to visit the Kaʿba with confidence. Thanks to this truce, the trade goods carried by visitors used to reach to Mecca with confidence.It was possible that the visits outside of the ḥaram months were safe. However, it was necessary to follow some traditions in order to achieve this confidence. Visitors to the Kaʿba used to use some signs that they were visitors to the Kaʿba. One of these signs was qilāda (necklace) hanging on the neck or hump of the animal. The person wearing qilāda was Allāh’s guest, and his sacrifice was the property of Allāh. For this reason, no Arab would to dare to attack these visitors and property. Because of the Arab reverence for the Kaʿba, visitors wearing qilādas used to come to the Kaʿba and present their sacrifices throughout the year. The sacrifices had an important place in the livelihood of the poor.Qilādas were mostly used for visits outside the ḥaram months. The qilādas used to hang on the necks of the animals shipped to the Kaʿba as sacrifice. However, it is also known that qilādas are sometimes hung on hump. People who did not deliver sacrifices (animals) to the Kaʿba used to hang the qilāda his neck to show that he was a visitor to the Kaʿba. Similarly, it is known that people who sacrificed their animals on the Kaʿba hang the qilāda their neck on the way back. The qilādas fitted on the way to the Kaʿba were made of ropes spun from wool or hair. Sometimes horseshoes used to hang on these qilādas. Ḥarem plants (grass, tree bark) used to use in the qilādas on the way back.The Qurʾān orders Muslims not to disrespect the qilādas. This order also reveals that the Qurʾān recognizes the qilāda tradition. The word qalāid is mentioned twice in the Qurʾān: “O ye who believe violate not the sanctity of the symbols of Allāh, nor of the sacred month, nor of the animals brought for sacrifice, nor the qalāid, nor the people resorting to the sacred house, seeking of the Bounty and good pleasure of their Lord.” (Al Māʼidah 5:2), “Allāh made the Kaʿba, the sacred house, an asylum of security of men as also the sacred months, the animals for offerings, and the qalāid.” (Al Māʼidah 5:97) Considering the practices of the qilāda, it is understood that qilādas are a kind of visa. It is understood that all practices related to the visit to the Kaʿba, especially the ḥajj, have an aim to satisfy the material-spiritual needs of those who come there for the purpose of visiting and trading, as well as those who reside in the Kaʿba. Therefore, it will not be far away to say that qilādas can be used today for the same purpose. For example, labels, banderols, visas and passports can be used instead of ropes, horseshoes and plants. On the other hand, the meaning of the āyāt (verse) in which the word qalāid is mentioned is not limited to the Arabs. The same āyāt declare that qilādas are a development (qiyām) instrument for people. Therefore, the qilāda has a meaning potential beyond the 7th century and the inhabitants of this century.
Özet
Kur’ân’ın nazil olduğu sırada Arapların edasına önem verdiği en mühim ibadetin Hz. İbrahim’den tevarüs ettikleri hac olduğu görülmektedir. Umumi manada Kâbe ziyareti ile kurban takdimini ifade eden hac, Allah’a takarrübün en büyük vesilesi kabul edilmekteydi. Kâbe Allah’ın evi, onu ziyaret edenler de Allah’ın misafiri idi. Bu bakımdan Araplar ziyaretçilere büyük hürmet gösterirler Harem’de bulunan birine kat'i surette ilişmezlerdi. Aynı hürmet ziyaretçilerin geliş ve dönüş yolundaki seyahatlerine de şamil idi. Ziyaretçiler ve Allah’ın malı addedilen kurbanlıkların seyrüsefer emniyetini güvence altına alan iki İbrahimî gelenek vardı: Haram aylar ve kalâid. Haram aylar geleneği zilkade, zilhicce, muharrem ve receb aylarında yağma, talan, çapul, baskın ve saldırılara ara vermek suretinde gerçekleşen bir mütarekeden ibaretti. Haram ayların dışına tesadüf eden ziyaretler için ise ilkel vize görevi gören kalâid kullanılmaktaydı. Kalâid, gerdanlık manasına gelen kılâde kelimesinin cemisi olup gidiş yahut dönüş yolunda Kâbe ziyaretinin ihsasına müteveccih alametleri ifade etmektedir. Kılâdeler yün veya kıldan eğrilmiş iplerden örülerek insanların boynuna hayvanların ise boyun yahut hörgüçlerine asılmaktaydı. Bazen bu kıladelere nal asıldığı da olurdu. Dönüş yolunda kullanılan kıladelerde ise nal yerine Harem ağaçları kullanılmaktaydı. Kur’ân müminlere Hz. İbrahim’den tevarüs eden bu geleneğe hürmetsizlik etmemelerini emretmekle kılâde uygulamasını ikrar yani kabul ve tasdik etmiştir. Hz. Peygamber ve sahabenin de bu geleneği devam ettirdiği bilinmektedir. Özet: Umumi manada Kâbe ziyaretini ifade eden hac, nüzul dönemi Araplarının edasına önem verdikleri en önemli ibadet idi. Bu ibadetin edası ile meydana gelen insan ve emtia hareketliliği, ziraata elverişsiz topraklarda meskûn bulunan Mekkelilerin hayatını idame ettirmede önemli bir yere sahipti. Bu elverişsizliğe Hz. İbrahim duasında da değinmiş ve Mekkelilerin geçimi için bölgeye ürün sevkiyatını Allah’tan niyaz etmiştir: “Ey Rabbimiz! Neslimden bir kısmını senin Beyt-i Muharrem’inin (Kâbe’nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vâdiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Namazı ikame etsinler diye (böyle yaptım). Artık sen insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve ürünlerinden bunları rızıklandır! Umulur ki bu nimetlere şükrederler.” (İbrahim 14/37). Araplar hac mevsiminde yarımadanın dört bir tarafından akın akın Mekke’ye gelerek kurbanlarını sunar, civarda kurulan pazarlardan ihtiyaçlarını tedarik ederlerdi. Bu pazarlar aynı zamanda tüccarların mallarını arz etme imkânı yakaladıkları yerlerdi. Arap yarımadasının iklim ve toprak bakımından elverişsiz bulunması sebebiyle birçok Arap kabilesi geçimini baskın ve saldırılarla sağlardı. Hatta bazı Araplar yaptıkları bu baskınlarla iftihar eder ve baskınlarını kabilelerinin şerefine şeref katmak olarak değerlendirirdi. Sair zamanlarda dur durak bilmeyen saldırıların hac mevsiminde sükûn bulması haram aylar mutabakatı ile mümkün olmaktaydı. Haram aylar olarak kabul edilen zilkade, zilhicce, muharrem ve recep ayında savaşmak yasak olduğundan Kâbe ziyaretçileri saldırı ve baskınlardan emin bir şekilde Kâbe’ye ulaşırdı. Bu mütareke, ziyaretçilerin yanı sıra Mekke’ye sevk edilen ticaret mallarına da güven sağlamaktaydı. Haram aylar dışına tesadüf eden ziyaretlerde ise haram aylardakine benzer bir dokunulmazlığı temin eden bazı teamüller bulunmaktaydı. Kâbe ziyaretçisi olunduğunun ihsasına müteveccih bulunan bu teamüllere göre ziyaretçinin kendisi yahut kurban olarak takdim edilecek hayvanı bazı işaretler taşımak suretiyle dokunulmazlık kazanmaktaydı. Bu işaretlerin başında hayvanın boynuna yahut hörgücüne asılan ve kılâde (cemi: kalâid) olarak isimlendirilen kolyeler gelmekteydi. Kılâde kelimesi sarmak, çevrelemek manalarına gelen kld kökünden müştak olup kolye, gerdanlık manasına gelmektedir. Kılâdesi bulunan kişi Allah’ın misafiri, takdim edeceği kurban da Allah’ın malı sayıldığından hiçbir Arap bu ziyaretçilere ve mallarına ilişmeye cesaret edemezdi. Benzer şekilde Kâbe’ye takdim edilecek hayvanların hörgüçlerinin kanatılması suretiyle işaretlenmesi manasına gelen iş‘âr da Allah’a adanmışlığın ihsasına müteveccih bir uygulama idi. Arapların Kâbe’ye duydukları hürmetten kaynağını alan bu uygulamalar sayesinde ziyaretçiler sene boyunca Kâbe’ye gelerek kurbanlarını takdim ederlerdi. Etleri, derileri ve eyer-yular takımlarıyla kurbanların Mekke fakirlerinin geçiminde önemli bir yeri bulunmaktaydı. Kılâdeler daha çok haram aylar dışına tesadüf eden ziyaretlerde kullanılırdı. Ancak fazladan bir hürmete vesile olması amacıyla haram aylar içinde gerçekleştirilen ziyaretlerde de kılâdeler kullanılmaktaydı. Kılâdeler kurban olarak Kâbe’ye sevk edilen hayvanların boyunlarına asılırdı. Bununla birlikte hörgüce asıldıkları da bilinmektedir. Kâbe’ye kurban sevk etmeyen kişiler, Kâbe ziyaretçisi olduğunu ihsas için kılâdeyi kendi boynuna asardı. Benzer şekilde kurbanını Kâbe’de boğazlayan kişilerin de dönüş yolunda kılâdeyi kendi boynuna astıkları bilinmektedir. Kılâdeler gidiş yolunda yün veya kıldan örülen iplerden imal edilmekteydi. Bazen bu kıladelere nal asıldığı da olurdu. Dönüş yolundaki kıladelerde ise Harem bitkileri (ot, ağaç kabuğu) kullanılırdı. Kur’ân iman edenlere kalâide hürmet göstermeleri gerektiğini emretmek suretiyle Hz. İbrahim’den tevarüs eden bu geleneği ikrar etmiştir. Kur’ân’da kalâid kelimesi iki defa zikredilmektedir: “Ey iman edenler! Allah’ın şe‘âiri, şehr-i haram, hedy, kalâid ve Rablerinin fazl u rızasını arzulayarak Beyt-i Haram’a yönelenlere hürmetsizlik etmeyin.” (el-Mâide 5/2), “Allah Kâbe/Beyt-i Haram’ı, haram ay(lar)ı, kurbanlıkları ve kalâidi insanlar için ayakta kalma (kalkınma) sebebi kıldı.” (el-Mâide 5/97). Sebeb-i nüzul rivayetlerine göre ilk ayet Müslümanların, kılâdeli hayvanlarıyla Kâbe’yi ziyaret için yola çıkan müşriklere baskın yapmaya kalkıştıkları bir esnada indirilmiş ve müslümanlar Kâbe ziyaretçilerini engellemekten men edilmiştir. el-Mâide 5/2. ayetin dolay