Journals / Cumhuriyet İlahiyat Dergisi / 2019 / Cilt: 23 - Sayı: 3

Money-Hedonism from Ibn Khaldūn’s Notion of Morality

İbn Haldûn’un Ahlâk Düşüncesi Bakımından Money-Hedonizm

Pages
1331–1347
DOI
—

Abstract

According to Ibn Khaldūn, man is a social entity deeply influenced by the geo-economics-politics of the environment in which he lives. The effect is seen as so strong that nearly all of these structures in their relationship to human beings are dominated by it. In this system, we see human beings as a creature who is both able to adapt himself to the environment and able to evolve in this harmony. From the perspective of Ibn Khaldūn, man cannot be evaluated or defined separately from the environmental conditions, the technique and architecture he has developed. Ibn Khaldūn sees the primary source of this change to be the desire to make life both more prosperous and bearable. Therefore, the most natural motivations that affect man’s desire to alter the natural world are the environmental challenges that he encounters. The challenges that are imposed upon man in the natural world are those that have led to human progress. From badāwa (nomadic society) to ḥaḍāra (sedentary society) and so to the ceaseless drive of human progress that has served to make life more endurable, every effort in this sense leads to a physical and moral loosening as the incessant struggle to survive that defines human existence is made more bearable. Physical slack by breaking the resistance of man to resist the environmental conditions; and moral looseness by making man more vulnerable to the temptation of desires, pleasures and welfare that are the cause of moral dilemmas. Ibn Khaldūn’s moral thought with its social, political, and other fields of application are all contexts that enable an understanding of the devaluation of money-hedonist morality in all ways. This article aims to analyze the social, political and economic dilemmas and challenges that the capitalist, consumption-based money-hedonist morality (obesity, social media addiction, consumption, and moral devaluation in the face of financial, virtual and imagined valuations, etc.) from the perspective of Ibn Khaldūn. Summary: Man is endowed with both good and evil. Ibn Khaldūn notes that man tends to misuse these two orientations with a higher inclination towards evil, and that social conditions have an effect on this. He sees another characteristic of man, that they develop habits; accordingly, man is the child of his habits. Habits are second nature to man and affects all of his perceptions, particularly notions concerning truth. At the same time, human beings are under the constant influence of both habits, culture, and climate and geography; and all of these together affect our ethics, psychology and characteristics. Thus, man is a historical, social being that is changed, transformed and determined by adapting to these cultural, social, political and ecological conditions. The concept of Money-Hedonism is one that we have created by combining the terms monetarism, an economic concept, and hedonism, a concept in moral philosophy; the resulting term we seek to produce essentially translates as the adoration of Money. As is well known, hedonism refers to a philosophy of life that has its origins in the ancient Greek world which sees the purpose of life as one in which the pursuit of pleasure is the highest good. Whereas, Monetarism is an American-based economic view developed by Milton Friedman in 1970, linking all the balance in the economy to the supply and demand of money. According to this, the demand for money is operation, precaution and motives of speculation of individuals the amount of money they want to keep in cash on them. The power of an exchange tool increases with the amount and quality of what it is achievable in its utilization. In this respect, money has been an unprecedented source of power in modern society as a means by which change can be achieved. The increase in the power of money as an effective means as manifesting power has led to a socio-cultural and socio-economic superstructure around this power. In the life of an individual that is part of such a culture and is unable to isolate himself from the economy in which he lives, the values that can be expressed with money are consequently formed. In this structure, since the measure of life is money, money determines the quality of human life and human pleasure to a far greater degree than at any time in history. Thus, those living in this age have developed a new moral philosophy of value formed by the combination of these two concepts (monetarism and hedonism), which we have defined as Money-Hedonism. The money-hedonist individual is one that is in love with money, the joy of having it, the pleasure of using it, who desires it with immeasurable passion and ambition and is willing to use all legitimate and illegitimate methods of obtaining it. The most prominent characteristics of this type of individual is egoism, a desire to possess, hatred and mistrust. Ibn Khaldūn argues that the inhabitants of a city that live a settled life and who are living in the city have become economically prosperous and absorbed by consumption and pleasure, and, consequently morally degenerate as a result of the abuse of their evil nature. As can be understood from Ibn Khaldūn’s explanations, the basic element that determines the transition of people from the badāwi way of life to ḥaḍāri (settled) is the change in the livelihoods and related needs. He perceives this change as progressing from necessity to luxury, and, with this change, ethical concern in the nature of people being replaced by aesthetic care. In this way, since aesthetic concern reveals the dissatisfaction of the human self, man always pursues what is perceived to be better and more beautiful, and therefore he easily tends to any malignancy that may disrupt his religious and worldly peace. The ḥaḍāra community of Ibn Khaldūn versus the badāwa represent a modern society with a much more heterogeneous population, with a significant increase in lifestyle diversity along with urbanization. However, the determinative effect of the rela

Özet

İbn Haldûn (öl. 808/1406)’a göre insan, yaşadığı ortamın jeo-ekonomipolitiğinden derin bir şekilde etkilenen sosyal bir varlıktır. Ona göre söz konusu bu etki o denli güçlüdür ki neredeyse insanla ilişkili bu yapıların tümünü birden determine etmektedir. Bu sistemde insan, hem yaşadığı ortama uyum sağlayan hem de bu uyum içerisinde kendisini tekâmül ettirebilen bir varlık olarak karşımıza çıkmaktadır. İbn Haldûn’un perspektifinden bakıldığında insan, yaşadığı çevresel şartlardan, geliştirdiği teknikten ve mimariden ayrı olarak ele alınamaz ya da tanımlanamaz. O, hem yaşadığı ortamı değiştiren hem de bu değişim içinde değişen varlıktır. İbn Haldûn’a göre bu değişimin temel gayesi, hayatı kolaylaştırma ve refaha kavuşma isteğidir. Dolayısıyla insanın tekâmülünü sağlayan motivasyonların en tabiî olanı karşılaştığı zorluklardır. Zorluklar, insanı zinde ve güçlü kılan unsurlardır. Bedevîlikten hadarîliğe oradan da umrânın refahına doğru ilerleyen insan, bu süreçte aştığı her zorluk sayesinde hayatını biraz daha kolaylaştırmış olmaktadır. İnsanın yaşamındaki bu kolaylıklar arttıkça mücadele edeceği zorluklar azalacağından bu manadaki her ilerleme onun bedensel ve ahlâkî olarak gevşemesine sebep olmaktadır. Bedensel gevşeklik, çevresel şartlara karşı insanın dayanma direncini kırarken; ahlâkî gevşeklik, arzuların, hazların ve refâhın cazibesine karşı insanı biçare kılmakta ve ahlâkî açmazların oluşmasına sebep olmaktadır. İbn Haldûn’un ahlâk düşüncesi; sosyal, siyasî, ekonomik vb. tüm bağlamlarıyla günümüz money-hedonist ahlâkının ortaya çıkardığı değersizleşmenin anlaşılmasına imkân sağlamaktadır. Bu makale kapitalist, parahazcı, tüketim temelli money-hedonist ahlâkın ortaya çıkardığı (obezite, sosyal medya bağımlılığı, tüketim; finansal, sanal ve imajinal değerlenmeler karşısında ahlâkî değersizleşme vb.) sosyal, siyasi ve ekonomik açmazları ve zorlukları İbn Haldûncu bir bakışla ele alıp çözümlemeyi amaçlamaktadır. Özet: İbn Haldun’a göre insan, aynı anda hem iyiliğe hem kötülüğe sahip bir varlıktır. İbn Haldun, insanın, sahip olduğu bu iki yönelimden çoğunlukla kötüye meylettiğini, bunun böyle olmasında da toplumsal şartların etkisi olduğunu vurgulamaktadır. İbn Haldun, insanın doğasına ait bir diğer özelliğin, alışkanlıkları olduğunu belirtmektedir. Ona göre insan, alışkanlıklarının çocuğudur. Alışkanlıklar, insanda ikinci bir tabiat gibi yerleşir ve onun hakikat algısı başta olmak üzere tüm algılarını etkiler. İbn Haldun, insanın, gerek alışkanlıkları, gerek kültürü ve gerekse içinde yaşadığı iklim ve coğrafyanın sürekli etkisi altında olduğunu ve tüm bu yapıların onun ahlâkını, psikolojisini ve ırsî özelliklerini etkilediğini ileri sürmektedir. Ona göre insan, bu kültürel, sosyal, siyasi ve ekolojik koşullara uyum sağlayarak değişen, dönüşen ve belirlenen tarihsel/toplumsal bir varlıktır.Money-Hedonizm kavramı, “parasalcılık” anlamına gelen bir iktisat teorisi kavramı olan “monetarizm” ile “hazcılık” anlamına gelen bir ahlâk teorisi kavramı olan “hedonizm”i birleştirerek bizzat bizim ürettiğimiz ve “Para-hazcılık” anlamında literatüre kazandırmak istediğimiz bir kavramdır. Hedonizm, kökleri Antik Yunan felsefesine dayanan ve hayatın amacını “acıdan kaçıp hazzı yakalamak” olarak belirleyen bir yaşam felsefesini ifade etmektedir. Monetarizm ise Milton Friedman’ın (ö. 2006) 1970’de kurguladığı, ekonomideki tüm dengeyi para arzı ve talebine bağlayan Amerikan kaynaklı bir iktisat teorisidir. Buna göre, para talebi, bireylerin işlem, ihtiyat ve spekülasyon güdüleri ile üzerlerinde nakit olarak tutmak istedikleri para miktarıdır. Bir değişim aracının gücü onu kullanarak elde edebileceklerinizin miktar çeşit ve kalitesi arttıkça artar. Bu bakımdan para, bir değişim aracı olarak tarihte hiç olmadığı kadar modern toplumda güç kaynağı olmuştur. Paranın etkin bir güç olarak kudretinin artması, bu gücün etrafında sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik bir üst yapının oluşmasına neden olmuştur. Bu kültürün parçası olan ve kendisini iç içe yaşadığı ekonomiden soyutlayamayan insanın yaşamında ise sahip olduğu para ve para ile ifade edilebilen değerler oluşmuştur. Bu yapıda yaşamın ölçüsü para olduğundan para, insan yaşamını ve insana ait hazları tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar kesin bir şekilde belirlemektedir.İşte modern insan, bu iki kavramın (monetarizm ve hedonizm) bir araya gelmesiyle oluşan yeni bir değer felsefesine sahiptir. Bu yeni küresel yaşam felsefesine “Money-Hedonizm” diyebiliriz. Money-hedonist insan, kalbinde para sevgisini, ona sahip olmanın hevesini, onu kullanmanın hazzını taşıyan, sınırsız bir tutku ve hırsla onu arzulayan ve ona ulaşmak için meşru yahut gayr-i meşru tüm yol ve yöntemleri denemekten çekinmeyen insandır. Onun en belirgin özellikleri, bencillik, sahip olma hırsı, başkalarına karşı nefret ve güvensizliktir. O, yokluk içinde değil bolluk içinde boğulmakta ve önce kendi iç dünyasını ardından da yaşadığımız dünyayı cehenneme çevirmektedir.İbn Haldun, bedevîliğin hadâriliği hedeflemiş ve ona doğru evrilen bir toplum olduğunu, bolluk ve refah şartlarını yakaladığında da hadâriliğe teslim olduğunu vurgulamaktadır. Bu bakımdan bedevîlik, hadarîliğin kaynağıdır. İbn Haldun’a göre bedevîler, hadarîlere nazaran iyiliğe daha meyilli, daha cesur ve daha ataktırlar. İbn Haldun tarafından bedevîliğin nihai amacı olarak tanımlanan hadarîlik, umrânın, geçilmesi gereken zorunlu bir aşamasıdır. Ona göre, asabiyetin mülkle nihayet bulması gibi bedevî umrân da hadarî umrânla nihayete ermekte ve varlık nedenleri ortadan kalkan bu unsurlar sırasıyla zevâle uğrayarak yeni bir devrin başlangıcı olmaktadırlar. İbn Haldun, hadâretle birlikte yerleşik hayata geçen ve şehirde yaşayan insanların, tabiatlarında bulunan kötüye meyletme özelliğinin de etkisiyle, ekonomik açıdan refaha kavuşur kavuşmaz tüketim ve hazlara kendilerini kaptırdıklarını ve bunun sonucunda ahlâkî olarak yozlaştıklarını ileri sürmektedir. İbn Haldun’a göre insanların bedevî yaşam tarzından hadârî yaşam tarzına geçişlerini