Journals / Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi / 2017 / Cilt: 1 Sayı: 1
Anlatıbilim: Anlatı Teorisi El Kitabı
- Pages
- 68–74
- DOI
- —
Özet
ANLATIBİLİM: ANLATI TEORİSİ EL KİTABI[1]OKT. KÂMİL PARIN**Anlatı Teorisi El Kitabı, Manfred Jahn tarafından 2005 yılında yazılır, 2012 yılında da Ege Üniversitesinde öğretim üyesi olan Bahar Dervişcemaloğlu tarafından dilimize kazandırılır. Bu çalışma henüz anlatıbilimin ülkemizde yeni yeni kendine yer bulduğu zamanda vücuda getirilmesi çok bakımdan kıymetli ve önemlidir. Dergâh Yayınları tarafından basılan eser Giriş, Kaynaklar ve Terimler kısmı dışında sekiz bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler ve alt başlıkları şu şekildedir: 1. Giriş - 2. Anlatıbilimin Ana Hatları: Tarihi ve Temelleri, Anlatı Türleri, Anlatısal Bildirişim, Anlatı Düzeyleri - 3. Anlatma, Odaklanma ve Anlatı Durumları: Anlatma (Ses), Odaklanma (Kip), Anlatı Durumu - 4. Eylem, Öykü Analizi, Anlatılabilirlik 5. Fiil Zamanı, Zaman ve Anlatı Kipleri: Anlatıya Has Fiil Zamanları, Zaman Analizi, Anlatı Tarzları - 6. Zaman/Mekân ve Kurmaca Mekânı - 7. Karakterler ve Karakterleştirme - 8. Söylemler: Sözün, Düşüncenin ve Bilincin Temsilcileri.Bahar Dervişcemaloğlu, Çevirmenin Önsözü’nde Manfred Jahn’ın anlatı teorisiyle ilgili karmaşık konuları bile son derece açık ve anlaşılır bir dille izah ettiğini, bu çalışmanın anlatı bilime ve anlatı teorisine ilgi duyan bütün öğrencilerin ve araştırmacılar için faydalı bir giriş kitabı niteliği taşıdığını ifade eder. Eseri okudukça, sayfalar arasında ilerledikçe haklı bir tespit olduğu anlaşılır.Anlatı Teorisi El Kitabı, anlatıbilimle ve analiziyle alakalı temel bilgileri içerir. Eserdeki örnekler H. D. Salinger’in Catcher in the Rye, J. Gould Cozzens’in A Cure of Flesh, Margaret Drabble’nin The Millstone, George Eliot’ın Adam Bede vb. gibi İngiliz edebiyatından alınır. Giriş bölümünde; anlatı sesi, iç odaklanma, Genette’in anlatı tipleri ve anlatı durumları gibi anlatı bilimin temel kavramları ele alınır. Anlatı nedir sorusuna “Her anlatı bir öykü sunar, öykü; içinde karakterlerin yer aldığı bir olaylar dizisidir, bundan dolayı, anlatı, karakterlerin hem sebep olduğu hem de başından geçen olaylar dizisini sunan bir bildirişim biçimidir” der Jahn. Metin dediğimiz şeyin, bir anlatı sesini yansıttığı için bunu “anlatısal bir söylem” olarak da değerlendirebileceğimizi ifade eder. Bir romandaki anlatı sesini bulmak için “kim konuşuyor?” sorusunu sorarız. Bir anlatıcıyla ilgili ne kadar fazla bilgiye sahip olursak, onun sesinin niteliği ve ayırt edici özelliğiyle ilgili fikirlerimiz o kadar somut olacağı düşüncesindedir. O, bildirişimsel ilişkinin üç şekilde gerçekleşeceğini söyler: 1. Kurgusal olmayan bildirişim düzeyinde yazar ve okur arasında. 2. Kurgusal aracılık ve söylem düzeyinde anlatıcı ve dinleyici ya da gönderilenler arasında.3. 3. Eylem düzeyinde karakterler arasında. (Jahn: 2005, 16)Manfred Jahn bir anlatı sesinin işitilebilirliğini en iyi şekilde anlamak için derecelendirme yoluna başvurmak gerektiği düşüncesindedir. Anlatı sesini nitelemek için çoğunlukla birbirinin mukabili olan açıklık ve kapalılık terimini kullanır. Anlatıcıların daha çok ya da daha az açık olabileceği fikrindedir. Bir öykü anlatan herhangi biri, birinci şahıs anlatısı mı yoksa üçüncü şahıs anlatısı mı kullanacak bu ikisinden birine karar vermesi gerekir. Jahn, bu terimlerin uygun olup olmadığı konusunda tartışmalar olduğunu, Genette’in birinci şahıs anlatısı yerine homodiegetik (yani içöyküsel anlatıcı), üçüncü şahıs anlatısı yerine de heterodiegetik (yani dışöyküsel anlatıcı) terimlerini kullandığını söyler ve biz anlarız ki o da Genette’in terimlerini benimser. Onun heterodiegetik anlatıcıyla ilgili şu saptaması dikkat çekicidir: “Heterodiegetik bir anlatıcı, öykü dünyasında hiçbir zaman karakter olarak yer almayan birisidir. Heterodiegetik bir anlatıcının öykü dünyasının dışında bir pozisyona sahip olduğu gerçeği, gerçek hayatta asla kabul edemeyeceğimiz bir şeyi kabul etmemizi kolaylaştırır. O da şudur: bizim sınırsız bilgi ve otoriteye sahip olma zorunluluğu. Bu tip anlatıcı, tipik bir biçimde sanki dünyadaki en doğal şeymiş gibi, her şeyi bilmenin sorumluluğunu üzerlerinde taşırlar.” (23)Anlatı Teorisi El Kitabı’nın yazarı, iç odaklanma, iç odaklayıcı ve odaklayıcı terimlerini şu şekilde açıklar: İç odaklanma: Bir şeyleri öykünün içinde yer alan bir karakterin bakış açısından sunma tekniğine denir. İç odaklayıcı: Eylemin, gözlerinden sunulduğu karaktere denir. Odaklayıcı: Dikkatini ve algısını bir şeyin üzerinde odaklayan kişidir. Bir önerisi vardır onun: “Bir metindeki anlatı sesini belirlemek için “Kim konuşuyor?” sorusunu sormamız gibi, bir iç odaklayıcının muhtemel varlığını tespit edebilmek için de “Kim görüyor?” sorusunu bir formül olarak kullanabiliriz” der. Öyküdeki olayları, üçüncü şahıs bir iç odaklayıcının gözünden ya da bakış açısından sunan bir anlatıya figural anlatı; bu anlatının anlatıcısı da, algılarını ve düşüncelerini sunan kapalı bir heterodiegetik anlatıcı olduğunu söyler. İkinci bölümde anlatıbilimin ana hatları ele alınır. Jahn, anlatıbilimin köklerinin tıpkı bütün Batı kaynaklı kurmaca teorilerinde olduğu gibi, Platon ve Aristo’nun “mimesis” (taklit) ve “diegesis” (anlatma) ayrımına dayandığı kanaatindedir. Anlatıbilim, bir disiplin olarak Fransız “Communications” dergisinin “Anlatının Yapısal Analizi” başlıklı özel bir sayı çıkardığı 1966 yılında şekillenmeye başladığını, “anlatıbilim” teriminin ise, derginin bu özel sayısına katkıda bulunanlardan biri olan Tzvetan Todorov tarafından üç yıl sonra türetildiğini ifade eder. Anlatıbilim, anlatı yapılarının teorisidir derken, anlatıbilimciyi bir yapıyı incelemek ya da “yapısal bir betimleme” ortaya koymak için, anlatı olgusunun bileşenlerini parçalarına ayırır ve daha sonra işlevleri ve ilişkileri belirlemeye çalışan kişi olarak saptar. Neredeyse bütün anlatı teorilerinin, ne anlatıldığıyla (öykü), nasıl anlatıldığı (söylem) arasında bir ayrım yaptığının altını çizer. Anlatıyı ve öyküyü şöyle tanımlar: “Anlatı: bir öykü anlatan ya da sunan her şeyi kapsar. İster metin vasıtasıyla, ister resim icra etme ya da bütün bunların birleşimi