Journals / Turkish Studies (Elektronik) / 2018 / Cilt: 13 - Sayı: 25

THE POSSIBILITY OF KNOWING ALLAH'S TRUTH IN FAKHRADDİN Al-RAZİ

FAHREDDİN ER-RÂZÎ’DE ALLAH’IN HAKİKATİNİ BİLMENİN İMKÂNI

Pages
129–143
DOI
—

Abstract

Fakhraddin al-Razi as a teologian of a next period (müteahhirûn), which we try to determine his opinions, expresses that the concept of essence can not be used for Allah. It uses the concept of Allah's truth instead of this concept. Razi discuss that the truth of Allah can be known or unknown, basically the view that Allah's truth can not be known. Addressing the claims of those who claim to know Allah's truth, Razi says that these claims are not to know the truth, but are limited to God's existence and attributes. Advocate with some evidence and examples that knowing existence and attributes is not knowing the truth of something. Razi states that be talking about two ways in the form of the istidlâl and nazar with the mücâhede and riyâzât. Razi considers that none of these ways is subjective enough to know the truth. He considers that subjectively they fill in the content of what they believe to be reached by certain truths, especially through mücâhede and riyâzât. It is said that those who use the istidlâl and nazar with the mücâhede and riyâzât may obtain more realistic and healthy results in knowing. Razi actually observes that a stronger point of view can be reached when the method of the Sufis, who use the more intuitive than that of the wisely used theologians is taken together. Razi, who brings many evidences that Allah's truth can not be known, puts these arguments in order. The fact that each of these arguments is evidence that Allah's truth can not be known tries to base many rationales on evidence.

Özet

Allah’ın hakikatini bilmenin imkânı hakkındaki görüşlerini belirlemeye çalıştığımız Fahreddin Râzî, bir müteahhirûn kelamcısı olarak mâhiyet kavramının Allah için kullanılamayacağını ifade etmektedir. O, bu kavram yerine “Allah’ın hakikati” kavramını kullanmayı tercih eder. Allah’ın hakikatinin bilinip bilinemeyeceğini tartışan Râzî, temelde Allah’ın hakikatinin bilinemeyeceği görüşünü savunur. Allah’ın hakikatinin bilinebileceği yönündeki iddiaları ele alan Râzî, bu iddiaların hakikati bilmek olmadığını, Allah’ın varlığı ve sıfatları ile sınırlı olduğunu söyler. Varlık ve sıfatları bilmek bir şeyin hakikatini bilmek olmadığını bazı deliller ve örneklerle savunan Râzî, bilme konusunda istidlal ve nazar ile mücâhede ve riyâzât şeklinde iki yoldan bahsedildiğini belirtir. Râzî, bu yolların hiç birinin hakikati bilme konusunda yeterli olmadığını söyler. O, özellikle mücâhede ve riyâzât yoluyla bazı hakikatlere ulaştığını zannedenlerin bunun içeriğini sübjektif olarak kendilerinin doldurduğu kanaatindedir. İstidlâl ve nazar yoluyla mücâhede ve riyâzât yolunu birlikte kullanan kimselerin ise bilme konusunda daha gerçekçi ve sağlıklı sonuçlar elde edebileceğini söyler. Böylece aslında Râzî, aklı kullanan kelamcılarla daha ziyade kalbi sezgiyi kullanan sufilerin yönteminin birlikte ele alındığı zaman daha güçlü bir bakış açısına ulaşılabileceği izlenimi vermektedir. Allah’ın hakikatinin bilinemeyeceğine dair birçok delil getiren Râzî, bu delillerini maddeler halinde sıralar. Bu maddelerin her birinin Allah’ın hakikatinin bilinemeyec