Journals / Milli Folklor Dergisi / 2016 / Cilt: 14 - Sayı: 109

"Once Upon a Time There was a Poor but Proud Young Man ": The Legacy of Oral Culture in Turkish Television Series

"BİR ZAMANLAR FAKİR AMA GURURLU BİR GENÇ VARDI ": TELEVİZYON DİZİLERİNDEKİ SÖZLÜ KÜLTÜR MİRASI

Pages
31–43
DOI
—

Abstract

In spite of the Ottoman modernization that started in the 19th century and the reforms of the Republic, Turkey has not yet evolved into a society of literate culture. Yeşilçam Cinema, which has made people get in touch with life, leans on the legacy of oral culture products in a society that has a weak literate culture. The TV series maintain the oral culture tradition with their protagonists that look like Keloğlan in the folk tales, repeating themes, everlasting plots, concentrating on external conflict rather than internal conflict and dramatic structures that are largely based on dialogs just like Yeşilçam Cinema does. This study, taking recourse to Walter J. Ong's (1999) concepts of primary and secondary orality, aims to trace back the oral culture in television series produced in Turkey. Television series that are considered as the products of secondary oral culture are alike the products of primary oral culture in terms of speech patterns, archetypal heroes and audience types. Authors such as Barry Sanders (1999), Marshall McLuhan (2001), Robert Fulford (2014) and Walter Benjamin (1995) all point out the transformation of oral tradition in mass culture. Joseph Campbell (2000) analyzes oral cultures in terms of the hero's mythological journey. The characters, the theme and the plot of the TV series Kara Sevda, which was chosen for purposeful sampling, are being analyzed by using the mentioned authors' arguments in this study. Turkish TV series are watched widely in the Balkans, the Central Asia, the Arab Peninsula, the North Africa and the South America states that are still dominated by oral culture as well. The secret of this international commercial success should be sought in the historical, sociological, political, cultural and economic common ground of Turkey and the states watching Turkish TV series. This mentioned common ground can be subsumed under three categories: Experiencing a belated modernity process, being considered a third-world country and having a strong oral culture tradition. Eventually, the people of countries that suffer from similar pains find solace in similar stories

Özet

Türkiye, on dokuzuncu yüzyılda başlayan Osmanlı modernleşmesi ve Cumhuriyet devrimlerine rağmen yazılı kültür toplumuna evrilemedi. Okuma yazma alışkanlığının zayıf olduğu bir toplumda kitlelerin hayatla bağını kuran Yeşilçam Sineması, sözlü kültür ürünlerinin mirasına yaslanan bir sinemaydı. Televizyon dizileri, tıpkı Yeşilçam gibi, masallardaki Keloğlan'a benzeyen başkarakterleri, birbirini tekrar eden temaları, uzayıp giden hikâyeleri, içsel çatışmadan çok dışsal çatışmanın ön plana çıkması ve büyük ölçüde diyaloğa dayalı anlatı yapıları ile sözlü kültür geleneğini sürdürdü. Türkiye'de üretilen televizyon dizilerinde sözlü kültürün izlerini sürmeyi amaçlayan bu çalışma, Walter J. Ong (1999)'un birincil sözlü kültür ve ikincil sözlü kültür ayrımından yola çıkmaktadır. İkincil sözlü kültür ürünü olarak kabul edilebilecek televizyon dizileri; sözlü kalıplar, kahraman arketipleri ve seyircilerin özellikleri açısından birincil sözlü kültüre benzemektedir. Barry Sanders (1999), Marshall McLuhan (2001), Robert Fulford (2014) ve Walter Benjamin (1995) gibi yazarlar sözelliğin kitle kültüründeki dönüşümüne dikkat çekerler. Joseph Campbell (2000) ise sözlü kültürleri kahramanın mitolojik yolcuğu açısından değerlendirir. Bu çalışmada amaçlı örneklem olarak seçilen Kara Sevda dizisinin, teması, karakterleri ve olay örgüsü adı geçen yazarların ortaya koydukları argümanlar çerçevesinde incelenmektedir. Türk televizyon dizileri, sözlü kültürün hâlâ hâkim olduğu Balkanlar, Orta Asya, Arap Yarımadası, Kuzey Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde de ilgiyle izlenmektedir. Bu uluslararası ticari başarının sırrı, Türkiye ile Türk dizilerinin izlendiği ülkelerin tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik ortak paydasında aranmalıdır. Söz konusu bu ortak paydayı, gecikmiş bir modernlik süreci yaşamak, üçüncü dünya ülkesi sayılmak ve güçlü bir sözlü kültür geleneğine sahip olmak şeklinde üç kategori altında toplamak mümkündür. Sonuçta, benzer sancıları çeken ülkelerin halkları benzer hikâyelerle avunmaktadır