Journals / Al Farabi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi / 2017 / Cilt: 1 - Sayı: 3
NON-FUNCTIONALITY OF THE CONDITIONALY PRINCIPLE IN THE EU: ANALYSIS IN THE FRAMEWORK OF TURKEY-EU RELATIONS AFTER JULY 15 JULY
- Pages
- 503–516
- DOI
- —
Abstract
The European Union, which emerged after World War II, has a sui generis structure with its institutional structure and activities. The European Union has also shown that relations with third countries are different from other organizations. The EU, which holds the right to say the final word in relation to the third countries, has its own right to appreciate, and it decides itself how such states will continue their relations. On the other hand, the EU asks to fulfill some obligations from third countries and candidate countries to develop and deepen relations. When these obligations are not fulfilled by third countries, the EU implements criminal procedures such as reducing or cutting aid to countries. However when the obligations are fulfilled, it applies reward method such as granting the candidate country status to the countries and starting the negotiation process. In the Turkey-EU relations which started on July 31, 1959, established legal basic with Ankara Agreement on 12 September 1963, the EU hid itself the right to say the last word in its decisions about Turkey. This can be seen in Article 28 of the Ankara Agreement. The EU imposed the penalties for Turkey's obligations in relation to Turkey when it was fulfilled by the authorities in Turkey (giving the candidate status), and when it was not fulfilled (the suspension of the negotiation chapters). Moreover, it is stipulated that Turkey fulfills its obligations in order to become a full member of the EU. But after the military coup attempt in Turkey on 15 July 2016, the relations between the two sides have been deteriorated and Turkey has failed to fulfill the obligations of the EU. However, Turkey has begun to withdraw from the EU and discourses such as terminating relations have come to light. Such a situation shows that the conditionality principle of the EU has weakened and it has begun to become non-functional.
Özet
II. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan Avrupa Birliği, kurumsal yapısı ve faaliyetleri ile sui generis yapısına sahiptir. Avrupa Birliği, üçüncü ülkelerle olan ilişkilerin diğer kuruluşlardan farklı olduğunu göstermiştir. Üçüncü ülkelerle ilgili olarak son sözü söyleme hakkına sahip olan AB, takdir yetkisine sahiptir ve bu devletlerin ilişkilerini nasıl sürdüreceklerine kendisi karar vermektedir. Diğer yandan AB, ilişkileri geliştirmek ve derinleştirmek için üçüncü ülkelerden ve aday ülkelerden bazı yükümlülükleri yerine getirmesini ister. Bu yükümlülükler üçüncü ülkeler tarafından yerine getirilmediğinde AB, ülkelere yardımların azaltılması veya kesilmesi gibi cezai usulleri uygulamaktadır. Bununla birlikte yükümlülükler yerine getirildiğinde, ülkeye aday ülke statüsü verilmesi ve müzakere sürecinin başlatılması gibi ödül usulleri uygulanmaktadır. 31 Temmuz 1959'da başlayan ve 12 Eylül 1963'te Ankara Anlaşması ile hukuki zemine oturan Türkiye-AB ilişkilerinde AB, Türkiye hakkındaki kararlarında son sözü söyleme hakkını saklamıştır. Bu, Ankara Anlaşması'nın 28. Maddesinde görülmektedir. AB, Türk yetkililer tarafından Türkiye’nin yapması gereken yükümlülükler yerine getirildiğini Türkiye’yi ödüllendirmekte (adaylık statüsü verilmesi, yükümlülükler yerine getirilmediğinde ise (müzakere başlıklarını askıya alma) cezalar vermiştir. Dahası Ayrıca, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik için yükümlülüklerini yerine getirmesi şart koşulmuştur. Ancak 15 Temmuz 2016'da Türkiye'deki askeri darbe girişimi sonrasında iki taraf arasındaki ilişkiler kötüye gitmiş ve Türkiye AB yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olmuştur. Üstelik Türkiye, AB'den kopmaya başlamış ve ilişkileri sonlardırma gibi söylemler ortaya çıkmıştır. Böyle bir durum, AB koşulluluk ilkesinin zayıfladığını ve işlevsiz hale geldiğini göstermiştir.