Journals / Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi / 2019 / Cilt 18 IDEA Özel Sayı
Mapping Cultural Networks and its Discontents
- Pages
- 1–15
- DOI
- —
Abstract
The ‘network’ is a powerful concept and metaphor, a tool for and focus of much recent research and scholarship. We envisage our very world as ‘networked.’ ‘The network’ also has aesthetic or formal possibilities: in the interconnected, reticular, knotted or participatory work. Interest in networks from within literary study arose arguably out of cultural history and sociology, where a ‘social text’ was imagined, partly as a means to displace an outmoded focus on the single author, the autonomous individual, the heroic genius. Readers and texts are imagined together forming ‘networks’ of meaning, feeling, and judgement. But do we take the concept for granted? Though powerful as a tool, is it also somewhat blunt? Can we ever succeed in ‘mapping’ a cultural network, or describing one accurately? Is the metaphor too knotty or nodal for the fluid forms it hopes to catch in its structures? What absences does this metaphor forget? Do we overvalue the notion of a network from the context of our own professional networks, at the cost of forgetting the disconnected? Does disconnection from the ideas of disconnection explain the shock and surprise at how recent democratic processes unfolded? Referring to my research that considers formations and disruptions of cultural networks and of value at the outbreak of World War 2, and to representations of data in the Digital Humanities, my paper addresses these questions amongst others.
Özet
‘Ağ,’ güncel birçok eğitim ve araştırmanın aracı ve odağı olan güçlü bir kavram ve metafordur. Biz kendi dünyamızı ‘(b)ağlanmış’ olarak tasavvur ederiz. Birbirine bağlı, retiküler, düğümlü veya katılımcı eserlerde, bu ağ, aynı zamanda, estetik ya da biçimsel olanaklara da sahiptir. Edebi çalışmalar içerisinde ağlara olan ilgi, bir ‘sosyal metnin’ tek yazara, özerk bireye ve destansı dehaya yöneltilmiş olan modası geçmiş bakışı kısmen yerinden ettiği düşünülen bir araç olarak kültürel tarih ve sosyolojiden tartışmalı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Okuyucuların ve metinlerin bir araya gelerek bir anlam, duygu ve yargı ağı kurdukları düşünülür. Acaba bu kavramı hafife mi alıyoruz? Acaba bu kavram, bir araç olarak güçlü olduğu halde, aynı zamanda biraz körelmiş midir? Herhangi bir kültürel ağı, haritalamada ya da tam olarak açıklamada hiç başarılı olabilir miyiz? Acaba metafor kendi bünyesinde yakalamayı umduğu akışkan formlar için çok karmaşık veya düğümlü müdür? Bu metafor hangi boşlukları, bağlantı eksiklerini unutmaktadır? Kendi profesyonel ağlarımızın bağlamında olan bir ağ kavramına, kopuk olan ağı unutma pahasına, gereğinden fazla mı değer veriyoruz? Kopukluk fikirlerinden kopmak son demokratik süreçlerin nasıl geliştiğine dair şoku ve şaşkınlığı açıklıyor mu? Bu çalışma, başka konuların yanı sıra, 2. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi ile ortaya çıkan kültür ağları ile değer oluşumları ve bozulmaları göz önünde bulunduran araştırmama ve Dijital Sosyal Bilimler’deki veri temsiline atıfta bulunarak bahsettiğim sorulara yönelecektir.