Journals / Osmanlı Araştırmaları / 2015 / Cilt: 45 - Sayı: 45
Fooling the Sultan: Information, Decision-Making and the “Mediterranean Faction” (1585-1587)
- Journal
- Osmanlı Araştırmaları
- Pages
- 57–96
- DOI
- —
Abstract
This essay aims to show how information was used as a political tool in sixteenth-century Istanbul. By concentrating on the “Mediterranean faction”, i.e. Muslim corsairs incorporated into the Ottoman imperial system, it will seek to demonstrate how interest groups tried to manipulate Ottoman decision-making and strategy formulation process in accordance with their corporate interests. The economic rationale behind the cooperation between the Ottoman imperial elites and the corsairs required that Istanbul pursued a belligerent policy in the Western Mediterranean and thus invested in the navy. In order to make sure that this happened, the Mediterranean faction used every means at their disposal. Twisting information was the most efficient one. They fabricated rumors, produced false witnesses, staged mise-en-scènes, withheld relevant information and even detained incoming foreign ambassadors to keep their government in the dark, all in the name of convincing the Ottoman decision-makers of an exaggerated enemy threat in the Mediterranean which merited military investment.
Özet
Bu makale 16. yüzyıl İstanbulu’nda bilginin siyasi bir araç olarak kullanılışını konu almaktadır. Çalışmamızda, “Akdeniz hizbi” adını verdiğimiz, Osmanlı imparatorluk sistemine sonradan dahil olan korsanların faaliyetlerine yoğunlaşmak suretiyle, çıkar gruplarının Osmanlı karar alma ve strateji oluşturma süreçlerini kendi çıkarları doğrultusunda nasıl manipüle etmeye çalıştıklarını göstereceğiz. Osmanlı imparatorluk elitleri ile korsanlar arasındaki işbirliğinin ekonomik mantığı İstanbul’un donanmaya yatırım yapmasını ve Batı Akdeniz’de savaşçı bir siyaset gütmesini gerektirmekteydi. Bu agresif siyasetin gerçekleşmesi için, Akdeniz hizbi elindeki bütün imkanları seferber etti. Bilgiyi tahrif etmek bunların arasında en etkilisiydi. Kendi hükümetlerini Batı Akdeniz’de olanlardan habersiz bırakmak ve Batı Akdeniz’e yapılacak bir donanma seferini hak edecek ölçüde bir düşman tehdidi algısı oluşturmak için Akdeniz hizbi asılsız söylentiler yaymaktan, sahte tanıklar üretmeye, aldatıcı mizansenler sahnelemekten, önemli bilgileri hükümetten saklamaya ve hatta yurtdışından gelen elçileri getirdikleri harac ile birlikte alıkoymaya kadar çeşitli yöntemlere başvurmaktan geri kalmadı.