Journals / Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi / 2017 / Sayı: 33
An Aristotelian Approach to Miller’s Death of a Salesman
- Issue
- 2017 · Sayı: 33
- Pages
- 105–111
- DOI
- —
Abstract
The earliest discussion of tragedy as a genre is found in Aristotle’s Poetics. Aristotle based his theory on induction from the tragedies of Greek playwrights such as Aeschylus, Sophocles, and Euripides. Although different centuries have given rise to various types of tragedy and the definition of tragedy considerably changed especially after Arthur Miller’s Tragedy and the Common Man, Aristotle’s discussions –when flexibly managed— apply to many tragic plots. Accordingly, domestic tragedies in American Drama in the mid-twentieth century follow a pattern similar to that of Aristotle’s. Arthur Miller’s Death of a Salesman is one of the masterpieces of the particular period, which –for many— rejects some of the Aristotelian principles in Poetics. However, in terms of plot structure, character, and thought, the most important three of the six components of tragedy for Aristotle, Miller’s play conforms to the rules set for a tragic play.
Özet
Tragedya bir edebi tür olarak ilk kez Aristoteles’in Poetika’sında ortaya çıkar. Aristoteles tragedya kuramını Aeschylus, Sophocles ve Euripides gibi oyun yazarlarının eserlerinden tümevarım yöntemiyle oluşturur. Farklı yüzyıllar farklı tragedya türlerinin ortaya çıkmasına neden olduysa da ve özellikle Arthur Miller’ın Tragedya ve Sıradan İnsan yazısından sonra tragedyaya bakış büyük ölçüde değiştiyse de, Aristoteles’in fikirleri biraz esnek bakıldığında çoğu tragedyanın olay örgüsüne uyarlanabilir. Yirminci yüzyıl Amerikan tiyatrosunda domestic tragedyalar da aslında Aristoteles’in belirttiği kalıplara benzer özellikler taşımaktadırlar. Arthur Miller’ın Satıcının Ölümü sözkonusu dönemin başyapıtlarından biridir ancak oyun birçok eleştirmene göre Poetika’daki kalıpların bazılarını açıkça reddetmektedir. Ancak Aristoteles’in altı tragedya öğesinden en önemli üçü olan olay örgüsü, karakter ve düşünce bakımından incelendiğinde Miller’ın oyununun aslında bu kalıplara uyduğu görülmektedir.