Journals / sinecine: Sinema Araştırmaları Dergisi / 2020 / Cilt: 11 - Sayı: 2
BETWEEN GREEN PARADISE AND BLEAK CALAMITY: ELYSIUM & AVATAR
- Pages
- 301–323
- DOI
- —
Abstract
Literary utopias and dystopias reflect a wide variety of concerns, from class and gender issues to the environment. These works not only reflect current social matters but also provide a glimpse of possible futures and a warning of perils to come. This article analyzes two science fiction films that have been in the spotlight during the last decade: Elysium (Neill Blomkamp, 2013) and Avatar (James Cameron, 2009). The two films depict disparate, dystopian visions of humanity’s future, yet both center on the themes of colonialism and the exploitation of the natural environment and offer ambiguous, open-ended conclusions. Focusing on these themes, this study applies postcolonial ecocriticism to expose the relationship between colonialism and ecocriticism and to show that the subtexts of both films deliver messages about the irrevocable destruction of the natural environment as an unconditional result of colonialism, impressing upon viewers the urgent need to adopt and implement an ecocentric mentality that will lead humanity to a peaceful and sustainable future.
Özet
Ütopya/distopya yazını sınıf mücadelesinden, cinsiyet ve çevre sorunlarına kadar sosyal konuları ele almaktadır. Bu eserler sadece sosyal meseleleri yansıtmakla kalmayıp, olası tehlikelere karşı uyarı görevi gören gelecek senaryolarına ilişkin bakış açılarını sunmaktadır. Bu makale, son yıllarda kamuoyunun dikkatini çeken iki filmi: Elysium (Elysium: Yeni Cennet, Neill Blomkamp, 2013) ve Avatar’ı (James Cameron, 2009) analiz etmeyi amaçlamaktadır. Makale, bu filmlerde insanlığın geleceğine dair farklılık arz eden iki çarpıcı tabloyu ortaya koymaktadır ve açık uçlu sonları ile meydana gelen belirsizlik durumlarını irdelemektedir. Tüm farklılıklara rağmen, gişe rekorları kıran bu iki film arasında birtakım benzerlikler de bulunmaktadır. Bu kapsamda, sömürgecilik ve çevre ile ilgili endişeler arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla sömürgecilik sonrası ekoeleştiri kuramından faydalanılmıştır. Bu noktada, sömürgecilik ve emperyalizmin doğaya etkileri, her iki filmin eleştirisinin odak noktasını oluşturmaktadır. Çalışmanın sonucunda, her iki filmin alt metinlerinde sömürgecilik düzeninin doğal çevreye vermiş olduğu geri dönülemez tahribatın boyutları ve insanlığı daha barışçıl ve sürdürülebilir bir geleceğe taşıyacak ekosantrik bir mantalitenin acilen benimsenerek uygulamaya geçirilmesi gerektiğine dair mesajlar açığa çıkarılmaktadır.