Journals / Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dergisi / 2007 / Cilt: 24 - Sayı: 2

City and Self in Three Accounts of İstanbul Lorichs' Panorama (1559), Le Corbusier's Travelogue (1911) and Pamuk's Memoir (2005)

Üç İstanbul Hesaplaşmasında Kent ve Kişi: Lorichs'in Panoraması (1559), Le Corbusier'nin Yolculuk Notları (1911), Pamuk'un Anıları

Pages
83–104
DOI
—

Abstract

Bu makale farklı yüzyıllarda kaleme alınmış üç İstanbul temsilini karşılaştırmaktadır. Her ne kadar ilk bakışta tamamen keyfi olarak seçilmiş görünseler de üçünün de ortak bir yönü var; doğu-batı, nesne-özne gibi otoriter Şarkiyatçılık söylemlerinde yaygın kullanılan ikili zıtlıklara meydan okuyorlar. Lorichs’in panoraması modern öncesi dönemde kişi ve kent karşılaşmasında nesne-özne ayrımının önemsenmediği bir örnek teşkil ediyor. Le Corbusier’nin yolculuk notları erken yirminci yüzyılda nesne-özne ayrımını korusa da ikisi arasında içten bir diyalog beklentisiyle kaleme alınmış. Pamuk’un yakın zamanda yayımlanan anıları ise yazarın bir yandan kenti yorumlamaya çabalayan özne konumuna karşılık bir yandan da o güne kadar üretilmiş İstanbul yorumlarının bir nesnesi oluşunun ikilemini anlatıyor. Makalenin teorik zeminini Edward Said’in Şarkiyatçılık eleştirisi ile Hans- Georg Gadamer’in Hermeneutiği insan bilimlerinin evrensel (metodsuz) metodolojisi olarak önermesi oluşturuyor. Said ve Gadamer aynı terimleri kullanmasalar da kültürlerarası karsılaşmaların temelinde kişinin kendi ile öteki arasında yaşanan yabancılığı aşma veya ehlileştirme kaygılarının yattığını savunuyorlar. Said jeopolitik ve etnik farklılıklara dayanarak bunu tartışırken, Gadamer tarihsel farklılıkların geçmişin metinlerini yorumlarken ortaya çıkardığı yabancılık üzerine yoğunlaşıyor. Bunların ışığında makale üç İstanbul hesaplaşmasını bütün karmaşıklıklarıyla birer hernemeutik diyalog olarak ele alıyor. Her hesaplaşma bir “kendini gerçekleştirme” olarak yorumlanırken, İstanbul anlaşılmaya çaba sarfedilen “öteki” olarak kavramlaştırılıyor. Lorichs ve Le Corbusier’nin kentin yabancısı oluşları, Pamuk’un neredeyse tüm yaşamını İstanbul’da geçirmesiyle tezat teşkil ediyor. Üç yaklaşım da kenti anlamaya çalışan deneyimsel kaygılardan doğsa bile, Lorichs ve Le Corbusier’nin yabancı oluşları duyumsal ,en çok da görsel deneyimlerini ön plana çıkarmalarını gündeme getiriyor. Pamuk ise kentin yerlisi oluşundan kaynaklanan bir özellikle kent ile tamamen varoluşsal bir hesaplaşma içine giriyor. Üç farklı dönemin hesaplaşmalarında İstanbul yaratıcı imgelemde arzunun ve hüznün tuhaf nesnesi olarak ortaya çıkıyor. Lorichs “kentin düşüşü” söyleminin yaygın olduğu Rönesans Avrupa’sında Bizans geçmişini öne çıkaran örneklerin tersine, Osmanlı ve Bizans fiziksel çevresini olduğu gibi yansıtmaya çaba sarfediyor; bunu yaparken kendini de manzaranın içinde ve gözlem noktasının önünde resmediyor. Le Corbusier yolculuk notlarıyla bir yüzyıl öncesinin Şarkiyatçı temsillerinin aksine kenti otoriterlikten uzak öznel fragmanlarla şemalaştırırken, aldığı biyografik notlarla çizimlerdeki rafineliğin nasıl bir içselleştirmenin sonucu olduğunu belgeliyor. Pamuk kendi anılarını Şarkiyatçı söylemden etkilenmiş önceki yerli ve yabancı yazarların anı katmanlarının üzerine koyarak Şarkiyatçılığın yaratıcılığı üzerindeki kaçınılmaz etkisini vurguluyor. Hem kendisi hem de İstanbul nesnelik ve özgürlük sarkacında dengeyi hüzün metaforunun öznel direnişinde buluyorlar.