Journals / Türk Patoloji Dergisi / 2010 / Cilt: 26 - Sayı: 2

Çernobil-ilişkili kanser: Yeniden değerlendirmek gerekir

Chernobyl-related cancer: Re-evaluation needed

Pages
177–181
DOI
—

Abstract

There has been no clearly demonstrated cancer incidence increase that can be attributed to radiation from Chernobyl accident, except for the thyroid carcinoma in the individuals exposed in childhood and adolescence. The drastic increase of thyroid cancer started 4 years after the accident. The solid/follicular subtype of papillary thyroid carcinoma predominated in the early period after the accident. Histopathological diagnosis of cancer in such cases, if no infiltrative growth is visible, is based mainly on the nuclear criteria of papillary carcinoma. Outdated equipment of histopathological laboratories in early 1990s and insufficient quality of histological sections hindered reliable assessment of the nuclear criteria. Access to foreign professional literature has been limited in the former Soviet Union. Appearance of advanced tumors shortly after the accident can be explained by the screening effect with detection of neglected cancers and by the fact that patients were brought from other regions of the former Soviet Union and registered as Chernobyl-related cases. Further evidence in favor of the overestimation of thyroid cancer incidence after Chernobyl accident is discussed. The concluding point is that immunohistochemical and molecular-genetic tests performed within the scope of international studies were partly based on an inadequately selected material, and that supposedly specific features of radiogenic post-Chernobyl cancers characterize, on average, a later stadium of tumor progression. Therefore, some published data on molecular-genetic and other characteristics of post-Chernobyl malignancies require re-evaluation.

Özet

Çernobil kazası sonucu radyasyona bağlanabilen kanser insidansında, çocukluk ve adolesan döneminde maruz kalan bireylerde tiroid karsinomu için olan hariç, açıkça gösterilebilen bir artış olmamıştır. Tiroid kanserlerinin kesin artışı kazadan 4 yıl sonra başlamıştır. Tiroid karsinomunun solid/folliküler subtipi, kazadan sonraki erken dönemde baskın hale gelmiştir. Bu olgularda kanserin histopatolojik tanısı, eğer göze çarpan bir infiltratif büyüme paterni yok ise, temel olarak papiller karsinom hücrelerinin nükleer kriterlerine dayandırılır. 1990'ların başlarında histopatolojik laboratuvarların zaman aşımına uğramış donanımı ve histolojik kesitlerin kalitesinin yetersizliği, hücresel nükleer kriterlerin güvenilir olarak değerlendirilmesine engel olmuştur. Eski Sovyetler Birliğinde yabancı profosyonel literatüre erişim sınırlandırılmıştır. Kazadan hemen sonra ilerlemiş tümörlerin ortaya çıkması, ihmal edilmiş olan kanserlerin saptanması ile birlikte yansıma etkisi olarak ve eski Sovyetler Birliğinin diğer bölgelerinden hastaların getirilmesi ve Çernobil ilişkili olgular olarak kayıt edilmesi gerçeği ile açıklanabilir. Çernobil kazası sonrası tiroid kanser insidansının tahminlerin üzerinde olması yönündeki ileri sürülen kanıtlar tartışılmıştır. Uluslararası çalışmalar kapsamında uygulanan immünohistokimyasal ve moleküler genetik testlerin kısmen yetersiz seçilmiş materyal üzerine dayandırılmış olması kararımızı yönlendiren noktadır ve radyojenik Çernobil sonrası (post- Çernobil) kanserlerin varsayılan spesifik özellikleri, ortalama olarak, tümör progrosyonunun geç dönemini tanımlamaktadır. Dolayısıyla, çernobil sonrası malignitelerin moleküler-genetik ve diğer karakteristikleri üzerine yayınlanan bazı verilerin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.