Journals / Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi / 2017 / Cilt: 0 - Sayı: 36

BUREAUCRACY AND SCHOLARS IN THE OTTOMAN EMPIRE

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA BÜROKRASİ VE ULEMA

Pages
1–20
DOI
—

Abstract

In this essay, I investigate the central role that scholars with an educational background in religious disciplines played in the formation of the bureaucratic administration from the beginning of Ottoman political rule until the first decade of the sixteenth century. Attracting attention to the scholars' rights, positions, and autonomy in Muslim societies from the first centuries of Islam, I question Max Weber and his followers' characterization of the Ottoman bureaucracy as a patrimonial bureaucracy and focus on the changes in the scholars' relationship with the Ottoman government. I contend that during the fourteenth and early fifteenth centuries, the relationship of scholars with the Ottoman sultan and his representatives did not have an institutional framework. From the second half of the fifteenth century, however, a bureaucratic institutional basis delimited by rules and regulations gradually developed. As a result, some scholars entered the Ottoman bureaucracy, acquired the identity of scholar-bureaucrats, and became differentiated from other scholars. In addition, I discuss the increasing importance of dignitary scholar-bureaucrats (mevâli), who occupied the top positions in the scholarly hierarchy, in determining who was admitted to the bureaucracy. In this context, I compare mülâzemet (novitiate status) with icâzet (license to teach) and indicate the differences between them. While icâzet primarily indicated the relationship between student and teacher and did not necessarily bring public rights, mülâzemet primarily designated one's acceptance into the bureaucracy and was accompanied by the exclusive right to seek employment in official positions.

Özet

Bu makalede Osmanlı hâkimiyetinin başlangıcından XVI. yüzyılın ilk yıllarına kadar bürokratik yapının gelişiminde dinî ilimler alanında eğitim alarak yetişmiş ulemanın oynadığı merkezi rol incelenmektedir. Bu minvalde, İslam'ın ilk asırlarından beri ulemanın Müslüman toplumlardaki statüleri, hakları, konumları ve otonomilerine dikkat çekilerek Max Weber ve takipçilerinin Osmanlı bürokrasisini patrimonyal bürokrasi olarak tanımlamalarına itiraz edilmekte ve ulemanın Osmanlı yönetimi ile kurduğu ilişkideki değişimlere odaklanılmaktadır. XIV. yüzyılda ve XV. yüzyılın ilk yarısında âlimlerin Osmanlı sultanı veya onun temsilcileri ile ilişkileri kurumsal bir temelden yoksun iken, XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kurallar ve kanunlarla belirlenmiş bürokratik kurumsal bir zemine sahip olduğu iddia edilmektedir. Bu çerçevede bazı âlimlerin Osmanlı bürokrasisine dahil olarak âlimbürokrat kimliği kazandıkları ve genel âlimler grubundan farklılaştıkları savunulmaktadır. Ayrıca, hangi âlimlerin bürokrasiye dahil olacakları konusunda "mevâli" diye bilinen en yüksek dereceli âlim-bürokratlar grubunun giderek daha çok söz sahibi olmasına ve ulema bürokrasisinin otonomi kazanmasına dikkat çekilmektedir. Bu bağlamda, icâzet ile mülâzemet karşılaştırılmakta ve farklarına işaret edilmektedir. İcâzet, özellikle hoca-öğrenci ilişkisini gösterip kamusal haklar doğurmaz iken, mülâzemet bürokrasiye kabulü belgeleyerek resmi pozisyonlarda görev yapma hakkını vermekteydi.