Journals / Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi / 2001 / Cilt: 29 - Sayı: 4
TEKHARF çalışması orijinal kohortunun Framingham risk fonksiyonuna göre değerlendirilmesi: Halkımızın mutlak koroner riskinin yüksekliğine ilişkin bir ek kanıt
- Pages
- 208–214
- DOI
- —
Özet
TEKHARF 1990 taraması kohortunda Framingham risk fonksiyonunca öngörülen ve gözlemlenen KKH olay ve ölümlerinin karşılaştırılması bu çalışmada amaçlandı. Bu maksatla KKH tanısı konulan bireyleri dışlanmış "sağlıklılar" arasında 30 ila 74 yaşlarında olup prospektif biçimde 10 yıl süreyle izlenen 1479 katılımcıda, öngörülen koroner risk ile meydana gelen 67 koroner ölüm ve 109 kişide yeni KKH tanısı karşılaştırıldı. Fatal veya fatal olmayan kalp krizini ve stabil angina olasılığını öngörmek üzere hazırlanan Framingham risk skorlamasına uyumlu biçimde, veritabanımızda her katılımcının başlıca risk faktörleri için teker teker puan verildi. Toplam puandan elde edilen bireysel risk yüzdesi hesaplandı. Sonuçta risk fonksiyonuna göre, toplam ölümcül veya ölüme sürüklemeyen KKH gelişmesi 110 kişide öngörülüyordu. Oysa, 10 yıllık takipte 97 erkekte, 79 kadında fatal ve nonfatal yeni koroner hastalık gelişmiş sayılıyordu. Şu halde, risk modelindekine kıyasla, beklenenden erkeklerde %40, kadınlarda %93 olmak üzere, toplam kohortta %60 fazla koroner olay gözlemlenmişti. Framingham risk skoru birbirine yakın eşitlikte bireyi içeren dilimlere bölününce, bileşik koroner olayların onyıllık insidansı ile Framingham risk modeline göre beklenen risk yüzdesi her iki cinsiyette düşük riskli dilimlerde birbirine çok yakın sonuç verdi. Ancak hafif ila yüksek riskli kategorilerde öngörülenden hayli daha fazla olay gelişmişti. Riski artmış kategorilerde müşahede edilen koroner olayların fazlalığı, tanı yöntemimizle ilgili limitasyonlardan çok, bizde mutlak riskin Batılı popülasyonlardakinden fazla olması ve bunun Framingham modelince içerilmediği tarzında açıklanabilir. Mutlak riskin bizde yüksek oluşu için öne sürdüğümüz hipotez, metabolik sendrom aracılığiyle kronik inflamasyonun diğer toplumlara kıyasla yetişkinlerimizdeki aterotrombotik süreçte daha büyük rol oynadığı ve bu unsurun mutlak riskimizi yükselttiği yolundadır.