Journals / Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi / 2001 / Cilt: 29 - Sayı: 2
Long-term clinical and angiographic results of stenting in coronary ostial lesions
- Pages
- 100–104
- DOI
- —
Abstract
Coronary ostial lesions are considered unfavorable for percutaneous balloon angioplasty because of low rate of success and high rate of restenosis. Some technical difficulties exist in stenting of this type of coronary lesions, and data about long-term clinical and angiographic follow up is limited after stenting of ostial coronary lesions. We analyzed the success and complication rates and long-term clinical and angiographic follow up results in 56 patients who underwent coronary stenting for 57 ostial lesions. Ten (17,5%) lesions were aorto-ostial and 47 (82,5%) were non aorto-ostial (branch and side branch vessel) lesions. The procedure was unsuccessful in one patient, thus the rate of success was 98,2%. No major cardiac event occurred during in hospital follow-up period. One patient had acute anterior myocardial infarction 9 days after stenting and treated immediately with tissue-type plasminogen activator (t-PA), and later underwent elective coronary bypass surgery. Forty-six of the remaining 55(84%) patients had coronary angiography six months after the procedure. Nineteen (41,3%) patients had angiographic restenosis, and 10 (17,8%) had repeat PTCA for stent restenosis, 5 (8,6%) needed elective coronary artery bypass surgery and 4 (7,1%) treated medically. Six months after stenting, freedom from any cardiac event was 71,4%. In conclusion, the procedural success rate is high and angiographic restenosis, target lesion revascularization rates are also high in coronary stenting in our patients with aorto-ostial and nonaorto-ostial lesions. Since in the literature results of stenting in coronary ostial lesions, are scarce, we need large scale randomized trials comparing the results of different kinds of angioplasty devices in coronary ostial lesions.
Özet
Koroner ostiyal lezyonların perkütan balon anjiyoplasti işleminde başarı oranının düşük ve restenoz oranının yüksek olduğu bilinmektedir. Bu tip lezyonlara stent uygulama işleminde ise bazı teknik güçlükler vardır ve bunun yanında ostiyal stent uygulamaları sonrası klinik ve anjiyografik gidişle ilgili bilgiler kısıtlıdır. Bu çalışmada koroner ostiyal lezyonlarına stent yerleştirilen 56 hastanın işlem başarı ve komplikasyonları ile uzun dönem klinik ve anjiyografik sonuçlarını retrospektif olarak inceledik. 56 hastadaki 57 lezyonun 10'u (%17,5) aorto-ostiyal, 47'si (%82,5) non aorto-ostiyal (dal ve yandal) idi. Bir hastada stent implantasyonu işlemi başarısızlıkla sonuçlandı, buna göre işlem başarısı %98,2 olarak hesaplandı. İşlem sonrası hastane içi izlem döneminde hiçbir hastada majör kardiyak olay gelişmedi. Bir hastada işlemden 9 gün sonra akut ön duvar miyokard infarktüsü gelişti ve hemen trombolitik (t-PA) tedavi uygulandı. Bu hasta daha sonra elektif olarak koroner bypas operasyonuna verildi. Kalan 55 hastanın 46'sına (%84) 6 ay sonra koroner anjiyografi yapıldı ve 19'unda (%41,3) restenoz saptandı. Bunların da 10'una (%17,8) tekrar PTCA yapıldı, 5'i (%8,6) elektif bypas operasyonuna verildi, 4'ü (%7,1) ise medikal tedaviyle takip edildi. Buna göre; stentleme işleminden 6 ay sonra olaysız hayatta kalım oranı %71,4 olarak hesaplandı. Sonuç olarak; aorto-ostiyal ve non aorto-ostiyal koroner lezyonları içeren serimizde işlem başarısı yüksek, ancak aynı zamanda restenoz ve hedef lezyona tekrar revaskülarizasyon oranları da yüksektir. Literatürde konu ile ilgili yayınlanmış halen az sayıda çalışma vardır. Ostiyal lezyonlarda farklı girişim tekniklerinin karşılaştırmalı olarak test edildiği randomize çalışmalara gereksinim vardır.