Journals / Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi / 2018 / Cilt: 46 - Sayı: 1

Acute myocardial infarction shortly after valve-in-valve transcatheter aortic valve implantation successfully managed with challenging percutaneous coronary intervention

Kapak içi kapak transkateter aort kapak implantasyonu (TAVİ) sonrasında ortaya çıkan akut miyokart enfarktüsü ve bunun perkütan koroner girişimle tedavisi

Pages
61–65
DOI
—

Abstract

In recent years, transcatheter aortic valve implantation (TAVI) has been considered a novel option forthe management of surgically high-risk patients requiringaortic valve replacement. Presently described is a caseof acute coronary syndrome (ACS) managed with a challenging primary percutaneous coronary intervention (PCI)shortly after a valve-in-valve TAVI intervention. This casehighlights 2 important issues: PCI may be an option for themanagement of coronary heart disease in patients afterTAVI even in the setting of demanding features associatedwith coronary osteal engagement, and secondly, TAVI mayserve as a potential risk factor for future coronary ischemicsyndromes, largely due to its potential adverse effects oncoronary flow dynamics, etc. However, the latter notion isquite speculative, and should be tested in further studies.

Özet

Son yıllarda, transkateter aort kapak değişimi (TAVİ) aort kapak değişimi gerektiren ve cerrahi açıdan yüksek risk taşıyan hastalar için yeni bir tedavi seçeneği olarak ortaya çıkmıştır. Sunulan olgu, yakın zamanda uygulanan bir kapak-içi kapak TAVİ işleminden kısa bir süre sonra gözlenen bir akut koroner sendrom (AKS) olgusu ve bunun işlemsel olarak oldukça sıkıntılı özellikler barındıran bir primer perkütan koroner girişim (PKG) ile başarılı olarak tedavisini anlatmaktadır. Bu olgu iki önemli noktaya işaret etmektedir: Birincisi TAVİ sonrası PKG’ler, koroner osteal kateterizasyonun çok zor olabileceği durumlarda bile oldukça uygun bir seçenek olabilir. İkincisi TAVİ, koroner akım dinamikleri dinamikleri üzerindeki olası kötü etkileri nedeniyle, geç dönem koroner iskemik sendromları için potansiyel bir risk faktörü olabilir. Ancak ikinci nokta oldukça spekülatiftir ve daha ileri çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.