Journals / Türk Dünyası Araştırmaları / 2010 / Cilt: 93 - Sayı: 185
Scientific development in islam and its problems from past the present
- Journal
- Türk Dünyası Araştırmaları
- Pages
- 7–32
- DOI
- —
Abstract
A period of Islam, with scientific development centers such as Al-Andalus- Samarkand-Baghdad and Cundisapur, covers bright rising and spreading period that continued 250-years on three continents. In this process, the intellectuals attitude that feature the link between the view reflected in the nature of creation and human representing the mind have been an important factor. Islam that emphasis on rational thought and search characteristics of the universe has served humanitiy, Hovewer, the last 300-400 years, Islam has been pushed into formal discussions and these discussions have led researchers to lose the spirit. A belief system which admits relation between creations law of the universe and the unity of the human mind have to regain nowadays its identity, that has effected the birth of the Renaissance in the West such as Cordoba-Andalusia. In this respect, the role of universities is very important. According to the UNESCO report in 2008; Turkish universities are only four hundredth level in the world ranking. A religion system that say “Scholar of the ink was weighed with the blood of martyrs (shehid), the first of the second came from the heavy” must return and regenerate the spirit of research. Henceforth, the motivation for scientific research of the state should enforce under the leadership YÖK, TUBITAK and other religious organizations. Should be known that the religion is a social capital in the development of a country. Founded the theory of value Etikal by Adam Smith (1723-1790) had suggested thesis that claims selfishness of liberal economy, can be avoided by focusing on publications the “moral theory of emotions” and “Structure and Causes of Wealth of Nations.”
Özet
İslâm’ın bir dönemi, Endülüs-Semerkant-Bağdat ve Cundişapur gibi bilimsel gelişme merkezleriyle, üç kıta parçası üzerinde, asgari 250 yıl süren parlak bir yükselme ve yayılma dönemini kapsar. Bu süreçte, yaratılışın doğaya yansıyan görünümleriyle, aklı temsil eden insan arasındaki birebir bağlantıyı ön plana çıkaran aydınların yaklaşım tarzı önemli etken olmuştur. Rasyonel düşünceye önem veren ve evrenin tüm niteliklerini incelemek suretiyle insanlığa hizmet eden İslâm’ın, yaklaşık 300-400 yıldan beri yörüngesinden çıkarılarak biçimsel tartışmaların içine itilmesi, araştırmacı ruhunun yitirilmesine neden olmuştur. Evrenin yaratılış yasalarıyla insan aklının birlikteliğini uyaran bir inanç sisteminin günümüzde kimliğine dönüş yaparak, Endülüs-Kurtuba gibi Batıda Rönesans’ın doğuşunda etken unsur olan kimliğini yeniden kazanması gerekmektedir. Bu açıdan üniversitelerin rolleri önemlidir. 2008 yılı UNESCO raporlarına göre, Türk üniversitelerinin dört yüzüncü sıralarda yer aldığına tanık olmaktayız. “Bilginlerin mürekkebi ile şehitlerin kanı tartıldı, birincisi ikincisinden ağır geldi” diyen bir din sisteminin akla yönelen bakış açısına dönüş yaparak, araştırma ruhunun yeniden canlandırılması gerekmektedir. Artık, devletin bilimsel araştırmalara yönelik motivasyonu, vakit geçirilmeden TÜBİTAK, YÖK ve benzeri akademik kuruluşların öncülüğünde devreye girmelidir. Bilinmelidir ki, din bir ülkenin kalkınmasında toplumsal sermayedir. Etikal değerler teorisini kuran Adam Smith (1723-1790), liberal ekonominin bencilliğinin, ancak “Ahlâki Duyguların Teorisi” ve “Ulusların Refah Yapısı ve Nedenleri” üzerinde yoğunlaştırdığı yayınları ile önlenebileceği tezini ileri sürmüştür. İngiltere’de Quaker’ler, Almanya’da Pietizm ve Amerika Birleşik Devletlerinde Metodizm kalkınma süreçlerinin ilk hareket ettiricisi olmuşlardır