Journals / Praksis / 2021 / Cilt: 0 - Sayı: 56
Naturally Fortified: The Unseizable Castle of Theatre and Culture
- Journal
- Praksis
- Pages
- 137–153
- DOI
- —
Abstract
JDP’s theatre and cultural policies is imbued with censorship, prosecutions, and economic restrictions. Prohibited plays, theatre people pushed into living in exile because of political or economic reasons, and curtailed funds for dissident theatres are most pronounced parts of this picture. The national declarations penned each year for World Theatre Day is loaded with the inventory of attacks against art/ists. The political and economic oppression is among the relatively well-reported right violations. However, there is a more important problem preoccupying the staff officers of the government in the relation between culture and AKP: Despite being in power for 18 years and having usurped all sectors of life through coercion and “bribery”, they haven’t gone nowhere in acquiring – in their words – the “cultural hegemony.” Rightists have never been on good terms with culture but still, they left a trickle of works to the world’s cultural heritage fascist Italy was an example. What distresses the government so much as to take refuge in a Gramscian term is the fact that they cannot do anything about this although they have both the power and money. To consider Gramscian concepts hegemony and cultural hegemony from the perspective of counter-hegemony and struggle for hegemony is significant for understanding this discussion. Islamism is not on good terms with culture and art, either. It is not easy to make convincing propaganda for a “cause” being inspired from vested interests. But these “politico-cultural” premises miss something. As in the example of theatre, Turkey’s intelligentsia has always been connected to socialist movements dubbed as Turkey’s Revolutionary Movement. This is what lends the cultural domain a spontaneous firmness against AKP’s hegemony albeit in absence of a strong resistance. Undertaking production and organization activities is a more sustainable strategy rather than relying upon this fortification. Keywords: cultural hegemony, cultural policies of AKP, theatre in Turkey, Turkey’s Revolutionary Movement
Özet
AKP’nin tiyatro ve kültür politikalarına damgasını vuran üç öğe sansür, kovuşturma ve ekonomik kısıtlamadır. Yasaklanan oyunlar, siyasi veya ekonomik nedenlerle sürgünde yaşamak zorunda olan tiyatrocular, muhalif tiyatroların ödeneklerinin kesilmesi bu manzaranın en çok göze batan parçaları. Her yıl Dünya Tiyatrolar Günü’nde yazılan ulusal bildiriler, bu türden saldırıların envanteriyle yüklü. Bu siyasi ve ekonomik baskılar görece iyi raporlanan hak ihlalleri arasında yer alıyor. Ne var ki, AKP ve kültür ilişkisi söz konusu olduğunda, iktidar kurmaylarının da kafasını kurcalayan daha önemli bir soru var: 18 yıldır iktidarda olmalarına ve hayatın bütün alanlarını zor ve “rüşvet” yoluyla gasp etmiş olmalarına rağmen, -kendi terimleriyle- “kültürel hegemonya”yı ele geçirmekte bir arpa boyu yol kat etmemiş olmaları. Sağcılığın kültürle arası hiçbir zaman iyi olmamıştır ama yine de dünya kültür mirasına eser sayıda eser bıraktılar; örneğin faşist İtalya bize yine de sağcı “büyük” sanatın mümkün olduğunu gösteriyor. İktidarı Gramşiyen terimlere sığınacak kadar üzen şey, iktidarı ve parayı neredeyse tamamen ellerinin altında toplamalarına rağmen bu konuda ellerinden hiçbir şey gelmemesidir. Gramsci’nin hegemonya ve kültürel hegemonya kavramlarını, bu bağlamda karşı-hegemonya ve hegemonya mücadelesi çerçevesinden düşünmek bu tartışmayı anlamak açısından önemlidir. Faşizm gibi İslamcılığın da kültür ve sanatla arası iyi değildir. Sadece çıkar için bir “dava”nın propagandasını -en azından ikna edici bir biçimde- yapmak da kolay değildir. Ama bu “politikokültürel” kabuller gerçeğin önemli bir parçasını kaçırıyor. Tiyatro örneğinde göreceğimiz gibi, Türkiye entelijansiyası, Türkiye Devrimci Hareketi adıyla anılan sosyalist hareketlerle hep bağlantılı olmuştur. Kültür alanına -pek güçlü bir direniş göstermese bile- İslamcı hegemonyaya karşı kendiliğinden tahkimat sağlayan şey de budur. Ne var ki bu tahkimata güvenmek yerine daha sürdürülebilir üretim ve örgütlenme pratiklerine yönelmek gerekir. Anahtar Kelimeler: kültürel hegemonya, AKP’nin kültür politikaları, Türkiye’de tiyatro, Türkiye Devrimci Hareketi