Journals / Mülkiye Dergisi / 2014 / Cilt: 38 - Sayı: 4
The Privatization in Turkey since 2002 and the Railway Service
- Journal
- Mülkiye Dergisi
- Pages
- 41–85
- DOI
- —
Abstract
The accumulation crisis, which was seemed initially in the developed capitalistcountries in the beginning of 1970s, brought the end of Keynesian policies that wereimplemented after the Second World War as a solution for the Great Depression. Thistime, neo-liberalism had come into prominence for the solution of the crisis, andstarted a transition process to a new economic and social order. In contrast to theKeynesian period, minimizing the duties, responsibilities and services of the state wasone of the primary purposes of the neo-liberalism. In the direction of minimizing thestate , privatization policy had become a substantial agenda of the many governmentsof 1980s and had priority in terms of implementation. Also in Turkey, first steps towardsto the privatization policy had taken by 1980s. Firstly, Turkey s transition to the neo- liberalism had started with the decisions which had been taken in 24th January 1980,and this was followed by the acts which provided the juridical basic of the privatization.Similar to the many countries around the world, early implementations of theprivatization policy began in the middle of 1980s in Turkey and had been continuingnowadays. Justice and Development Party (AKP), which came to the power with theNovember 2002 elections, represents the breaking point in terms of implementation;86 percent of the all privatizations between the years 1986-2014 realized in AKP period(2003-2014). In this regard, AKP distinguishes itself from the prior governments. Oneof the main factors that create the distinction is the privatization of the large-scal energy, transportation and communication enterprises/assets (TUPRAS, TELEKOM,harbors etc.) by AKP. Turkish Republic State Railways (TCDD), which is one of theselarge-scale public enterprises, and the railway service, has passed a new period inthe last years. The railway service had been formed as a public monopoly with thenationalization process of the railways, and TCDD, which was established in 1927,became responsible for provisioning of the service. TCDD was formed as a vertical- integrated public enterprise that has the all direct/in-direct components of the railwayservice. The efforts to privatize the railway service and TCDD started in 1980s, butcould not reach to the end until AKP period. With AKP, the process started with theprivatization and shutting down of the assets or units that in-direct for the service. Thedecree law of 655 in 2011 and the act of 6461 in 2013 opened a new period for therailway service, and aimed to privatize the direct components of the service. The decreelaw of 655 has removed the public monopoly, liberalized the service and formed theunits in the Ministry of Transport for the regulation and the audition of the service.The act of 6461 is about TCDD directly and aims the fragmentation of TCDD to prepareit for the privatization. Fragmentation is a method, which is designed by EuropeanUnion, World Bank, OECD and experienced in many countries, that aims to break thevertical-integrated organization structure. This paper aims to analyze AKP s positionwith regard to the privatization policies and discusses the privatization process of therailway service, which is a public service and monopoly, and TCDD, which is responsibleof provision of the service as a public enterprise. Privatization process also analyzedthrough European Union comp
Özet
1970li yılların başlarında önce gelişmiş kapitalist ülkelerde ortaya çıkan birikimkrizleri, 1929 krizine çözüm olarak İkinci Dünya Savaşından sonra uygulanan Keynescipolitikaların sonunu getirmiştir. Krizin bu defaki çözümü için neo-liberalizm öne çıkmış,çerçevesi neo-liberal politikalarca belirlenen yeni bir iktisadi ve toplumsal düzene geçişsüreci başlamıştır. Keynesci dönemin aksine, devletin görev, sorumluluk ve hizmetalanlarının minimal düzeye indirilmesi, neo-liberalizmin öncelikli hedeflerinden biriolmuştur. Devletin küçültülmesi hedefine yönelik politikalardan biri olarak özelleştirme,1980li yıllarda başta ABD ve İngiltere olmak üzere birçok ülkede iktidara gelenhükümetler nezdinde önemli bir gündem teşkil etmiş ve uygulama bakımından önceliklibir konuma sahip olmuştur. Türkiyede özelleştirme politikalarına dönük ilk adımlar daaynı dönemde atılmıştır. İlk olarak 24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararlar ile Türkiyeninneo-liberalizme geçiş süreci başlatılmış ve sonrasında çıkarılan kanunlarla özelleştirmeuygulamalarının yasal zemini oluşturulmuştur. Diğer ülkelerdeki seyre paralel olarakTürkiyede de 1980li yıllarda başlayan özelleştirme uygulamalarının günümüze değinsürdüğü görülmektedir. Bununla birlikte özelleştirmelerin gerçekleştirilmesi, diğer birifadeyle özelleştirme uygulamaları bakımından 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genelseçim sonrasında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Türkiyenin özelleştirmeserüveninde büyük bir kırılma yaratmıştır. 1986-2014 yılları arasındaki tüm özelleştirmeuygulamalarından elde edilen gelirin % 86sı AKP iktidarı döneminde (2003-2014)gerçekleştirilmiştir. Bu yönüyle AKP, önceki hükümetlerden kesin biçimde ayrılmaktadır.Ayrımı yaratan en temel etkenlerden biri, TÜPRAŞ, TELEKOM gibi enerji ve ulaştırma- iletişim sektörlerinde faaliyet gösteren büyük çaplı ve önemli kamu teşebbüslerinin ve/ veya hizmetlerinin AKP hükümeti tarafından özelleştirilmesidir. Son yıllarda özelleştirmepotasına keskin biçimde giren büyük çaplı kamu hizmetlerinden/teşebbüslerindenbiri de demiryolu hizmeti ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarıdır (TCDD). Türkiyede demiryolu hizmeti, 1920li yılların ortalarında başlayan demiryolu hatlarınındevletleştirilmesi sürecini müteakip devlet tekeline alınmış ve hizmetin sunumu görevi1927 yılında çıkarılan 1042 sayılı kanunla kurulan TCDDye verilmiştir. Bu bakımdanTCDDyi Türkiyede devlet tekelindeki bir kamu hizmeti olan demiryolu hizmetininsunumundan sorumlu bir kamu iktisadi teşebbüsü olarak ifade etmek mümkündür.Kurulduğu yılları izleyen süreçte TCDD, dikey-bütünleşik bir temelde örgütlendirilmiş;doğrudan demiryolu hizmetiyle ilgili olanların yanı sıra, hizmetin sunumuna dolaylıolarak farklı açılardan katkı sağlayan birim ve varlıklarla da donatılmıştır. 1980li yıllarile birlikte demiryolu hizmetinin piyasaya açılması ve TCDDnin özelleştirilmesi yönündeçalışmalar başlatılmıştır. Fakat AKP iktidarına kadar bu yönde gerçekleştirilenler,özelleştirme sürecinin tasarlanmasından öteye geçememiştir. AKP iktidarıyla birlikteözelleştirme süreci, doğrudan demiryolu hizmetiyle ilgili olmayan, diğer bir deyişle çekirdek-hizmet kapsamı dışında kalan TCDD birimlerinin/varlıklarının özelleştirilmesi,kapatılması ya da devredilmesiyle başlamıştır. 2011 yılında çıkarılan 655 sayılı KHK ve2013 yılında çıkarılan 6461 sayılı kanun ise doğrudan çekirdek-hizmeti hedef almış;demiryolu hizmeti ve TCDDnin özelleştirilmesi açısından yeni bir döneme girilmiştir.655 sayılı KHK ile demiryolu hizmetindeki devlet tekeli kırılarak hizmet piyasaya açılmış,böyle bir ortamda devletin düzenleyici ve denetleyici bir görev üstlenmesine olanaktanıyan kurumsal yapılar oluşturulmuştur. 6461 sayılı kanun ise doğrudan TCDDyeyöneliktir. Kanunla TCDD parçalanmakta ve özelleştirmeye hazır hale getirilmektedir.Parçalama, demiryolu hizmetinin özelleştirilmesi amacına dönük olarak AvrupaBirliği, Dünya Bankası ve OECD tarafından tasarlanan, birçok ülkede tecrübe edilenve dikey-bütünleşik yapıyı kırmayı hedefleyen bir yöntemdir. Bu çalışma, Türkiyedekiözelleştirme politikaları bakımından AKPnin konumunu netleştirmeyi amaçlamakta;ayrıca Türkiyede devlet tekelindeki bir kamu hizmeti olan demiryolu hizmetinin ve buhizmetin sunumundan sorumlu bir kamu iktisadi teşebbüsü olan TCDDnin parçalanaraközelleştirilmesi sürecini ele almaktadır. Süreç, özelleştirmenin içeriği ve yöntemi gibiaçılardan Avrupa Birliği dolayımı ile birlikte karşılaştırmalı olarak da incelenmiştir.