Journals / Milli Folklor Dergisi / 2021 / Cilt: 17 - Sayı: 131

Cultural Identity and Female Circumcision in the Case of Somalian Refugees in Burdur

BURDUR İLİNDEKİ SOMALİLİ SIĞINMACILAR ÖRNEĞİNDE KÜLTÜREL KİMLİK VE KADIN SÜNNETİ

Pages
34–46
DOI
—

Abstract

Female genital mutilation, is defined as cutting and removal of external female genital organs on several levels for religious, cultural, and etc. reasons. It is a tradition seen historically, especially in western, eastern and northern Africa, and some parts of the Middle East and Asia. The way of application identified in 29 coun tries also differs from culture to culture. However, today it has an almost global application area through mi grations and tens of women are exposed to circumcision every passing day. In parallel with this spread, it has become a cultural practice that has begun to concern not only the countries where it is applied, but also the world in general, due to its negative effects on women's health. At this point, while international organizations emphasize the violation of female genital mutilation against human rights, academic studies have attempted to understand the tradition in its context. This study approaches female genital mutilation in the context of the relationship between culture and identity in the case of Somalian refugees. It is claimed that culture, besides forming the general lifestyle of a society, plays a key role in maintaining and even legitimizing some social rules and regulations in adapting to the new cultural environment after migration. Undoubtedly, it is difficult for individuals to reject or struggle with a tradition that is dominant in their own cultural environment. However, although a different cultural environment increases the possibility of rejection/resistance of individuals or groups, tradition(s) may come up again from time to time. In this context, the reason why tradition came to the fore again will be related to its role in maintaining social life or group identity. The main reason for female genital mutilation is taken as an example in explaining the relationship between migration, culture and identity is that it becomes an argument for the preservation of group identity among Somalian refugees. Somalians as a result of asylum request in Turkey, for famine etc. reasons after the civil war, poverty and drought, started to be settled in the province of Burdur, which is a satellite city, since the early 2000s. However, the phenotypic and cultural differences between the Somalians and the local people have caused the refugee group to live isolated from the majority group and not be able to participate in the new cultural environment. Similarly, the fact that Turkey is seen as a temporary settlement until the demands met to immigrate to a third country makes it difficult to solve the integration problems arising from migration. Thus, the inability to integrate into the host culture in general causes the dynamics of culture and identity to come up to again. This study that is based on field research was carried out by conducting in-depth interviews with 30 Somalian women. There is a general description of female genital mutilation and it is mainly focused on how cultural dynamics are made functional in the preser vation of group identity after migration. While monitoring the field study-based data it was observed that female genital mutilation was reconstructed depending on the relationship between culture and identity, as group iden tity was felt under threat. Because the survival of a behavior, thought or attitude in the process of cultural change that occurs in parallel with the differentiation of the cultural environment depends on its functionality in the social structure.

Özet

Kadın sünneti, kadının dış genital organlarının dinsel, kültürel vb. gerekçelerle çeşitli düzeylerde kesilip alınması olarak tanımlanmaktadır. Tarihsel olarak özellikle batı, doğu ve kuzey Afrika ile Ortadoğu ve Asya’nın bazı bölgelerinde görülen bir gelenektir. 29 ülkede tespit edilen uygulama biçimi kültürden kültüre de farklılık göstermektedir. Ne var ki günümüzde göçler vasıtasıyla neredeyse küresel bir uygulama alanına sahip bulun makta ve her geçen gün onlarca kadın, sünnete maruz kalmaktadır. Bu yayılıma paralel olarak, özellikle kadın sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle sadece uygulanan ülkelerin değil, dünya genelini ilgilendirmeye başlayan bir kültürel pratik haline dönüşmüştür. Bu noktada uluslararası kuruluşlar kadın sünnetinin insan hak larına aykırılığını vurgularken, akademik çalışmalar ise geleneği, bağlamı içinde anlama çabasına girişmişlerdir. Bu çalışma ise Somalili sığınmacılar örneğinde, kadın sünnetini, kültür ve kimlik arasındaki ilişki bağlamında ele almıştır. Kültürün, bir toplumun genel yaşam tarzını oluşturmakla birlikte, göç sonrası yeni kültürel çevreye uyarlanma konusunda da kimi toplumsal kural ve düzenlemelerin sürdürülmesinde ve hatta meşrulaştırılma sında kilit bir rol üstelendiği ileri sürülmektedir. Kuşkusuz bireylerin, kendi kültürel çevrelerinde başat olan bir geleneği reddetmeleri ya da o gelenek ile mücadele etmeleri güçtür. Ancak farklı bir kültürel çevre, birey ya da grupların reddetme/karşı koyma ihtimallerini artırmasına karşın gelenek(ler) kimi zaman tekrar gündeme gele bilmektedir. Bu bağlamda geleneğin neden yeniden gündeme geldiği, toplumsal hayatın ya da grup kimliğinin sürdürülmesindeki rolü ile ilişkili olacaktır. Kadın sünnetinin göç, kültür ve kimlik arasındaki ilişkiyi açıkla mada örnek olarak alınmasının temel sebebi, sığınmacı statüsündeki Somalililer arasında grup kimliğinin ko runmasının bir argümanı haline getiriliyor olmasıdır. Somaliler, iç savaş, yoksulluk, kuraklık sonrası oluşan kıtlık vb. gerekçelerle Türkiye’ye sığınma taleplerinin sonucunda 2000’li yılların başlarından itibaren bir uydu kent olan Burdur iline yerleştirilmeye başlanmıştır. Ancak Somaliler ile yerli halk arasındaki fenotipik ve kül türel farklılıklar, sığınmacı gurubun, çoğunluk grubundan izole yaşamlarını ve yeni kültürel çevreye dahil olma/ol(a)mamalarına neden olmuştur. Benzer biçimde Türkiye’nin, üçüncü ülkeye göç etme talepleri karşıla nıncaya kadar, geçici bir yerleşim olarak görülmesi göç kaynaklı uyum sorunlarının çözümünü de güç hale getirmektedir. Böylece genel olarak ev sahibi kültüre entegre olamama, kültür ve kimliğe ilişkin dinamiklerin yeniden gündeme gelmesine neden olmaktadır. Saha araştırmasına dayalı olan bu çalışma 30 Somalili kadın ile derinlemesine görüşmeler yapılarak gerçekleştirilmiştir. Kadın sünnetinin genel bir betimlemesine yer verilerek temelde göç sonrası grup kimliğinin korunmasında kültürel dinamiklerin nasıl işlevsel hâle getirildiğine odak lanılmıştır. Saha çalışmasına dayalı veriler izleğinde, grup kimliğinin tehdit altında hissedilmesi nedeniyle kadın sünnetinin, kültür ve kimlik arasındaki ilişkiye bağlı olarak yeniden inşa edildiği görülmüştür. Zira kültürel çevrenin farklılaşmasına paralel olarak ortaya çıkan kültürel değişme sürecinde bir davranış, düşünce ya da tutumun varlığını sürdürebilmesi toplumsal yapı içindeki işlevselliğine bağlıdır.