Journals / Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi / 2017 / Cilt: 14 - Sayı: 2
Mapping the Sacred: The Haram Region of Makkah
- Pages
- 24–48
- DOI
- —
Abstract
Islam in the seventh century advanced the idea of sacred space andboundaries right from its outset. Identifying from the beginning two regionsof divine archetype, namely around the Ka‘bah and al-Aqsa Mosque.A third centre was latter incorporated after the migration to Madinah,namely the Prophet’s Mosque, as the last space to be enshrined within theIslamic creed. Sacred regions or sanctuaries were endorsed or established,with mosques at its centre, as part of divine sanctification to the site andregion. The Haram region of Makkah will be investigated in this paper, inaddition to another broader region; the stations of mawaqit, in order tomap out the extent of the sacred and its boundaries.
Özet
İslam, kutsal mekân ve sınır düşüncesini yedinci yüzyılın başından itibaren geliştirmiştir. Başlangıcından beri Kâbe ve Mescidi Aksa, iki kutsal model olarak tanımlanır. Üçüncü kutsal merkez, Medine’ye göç sonrası İslam inancı içerisinde kutsal olarak kabul edilen son mekân, Mescidi Nebevi’dir.Kutsal bölgeler ya da kutsal alanlar, ilahi takdisin bir yansıması olarak, merkezinde caminin olduğu mekânsallıklar üretmiştir. Bölgelerarası kutsal şehirler denebilecek, diğer coğrafyalarca bilinen ve kutsal seyahat merkezleri olan mekânlar, Hıristiyanlık gibi diğer dinlerde de mevcuttur. Mekke ve çevresi, tüm Arabistan’ın ilk dönem dinleri için hayati önemi haizdi. İslam, Arz-ı Mukaddes dışında, kutsallığı daha önceki hiçbir bölge için değil yalnızca Mekke için tasdik etti ve yeniden kurdu. İslam dinine göre Mekke’nin kutsallığı, Hz. İbrahim’in monoteist inanç pratiklerine dayanan bakiyeyi devralan pagan Araplarda da görülebilir. Kâbe ve çevresinde iki bölge olduğundan bahsedilebilir. Merkeze yakın olan bölge çok detaylı tarif edilmiştir. Haram bölgesinin sınırları, ayrıntılı bir şekilde tasvir edilmiştir; kapsamı ve sınırları belirlenmiş, bugüne kadar da kullanılmaya devam etmektedir. Binin üzerinde sınır işareti -dağ tepeleri, vadiler ve bunların yanı sıra seyahat güzergâhları da- mabedin gerçek boyutlarını korumaya yardımcı olmuştur. Müslüman âlimler İslam inancındaki ibadetler ve kısıtlamalarla ilişkili oldukları için, sınırları belgelemekte ciddi çabalar sarf etmişlerdir. Ancak, Kâbe’nin ikinci bölgesi olan Hac duraklarına (Mawaqit8) benzer bir ilgi gösterilememiştir. Bölge 450 kmlik geniş bir alanı kapladığı için sınırları kesin bir şekilde tayin etmek zorlaşmış ve daha muğlâk sınırlar oluşturulmuştur. Müslümanlar, ihramlı haller dışında bu durakları geçmemeye son derece dikkat gösterirler ve haclarına başlarlar. Haram ve Mawaqit bölgesinin bu sınırlarının, Mekke’nin zamanla değişen idari kapsamından tamamen farklı olduğunu dikkate almak gerekmektedir. Kâbe’nin mekânsal ve dinsel konumuna bakarak, İslam’ın erken dönemlerinde bir yapı modelinin geliştiği söylenebilir. Kâbe kutsal mescidin merkezi olarak, mescit Haram bölgesinin merkezi olarak, Haram bölgesi ise Mawaqit bölgesinin merkezi olarak belirlenmiştir. Bu kutsal modelleme, önemini merkezden ve mütedahil birimlerinden alan bölümleriyle Beytülmakdis’te aynı şekilde uygulanmış görünmektedir. Mekke ve Beytülmakdis arasında tabii bir bağ var gibi görünmektedir. Nitekim bir fiziksel ilişki, İslam’dan önce Aksa Camii’nin yerleşim temelleri ile Kâbe’nin özgün sınırlarının ilk örnekleri karşılaştırıldığında ortaya çıkmaktadır: Her iki mekân da benzer form ve sınıra, hatta birebir aynı oran ve açılara sahiptir. Mekke ve Beytülmakdis’in bu kutsal birlikteliği, her iki yapının mimarisine ve merkezlerini çevreleyen alanların gelişimine yansımaktadır. Bu makale, Mekke civarındaki kutsal bölgelere odaklanmakta ve bu bölgelerin coğrafi uzantıları ile İslam’ın ilk yıllarındaki gelişimini tartışmaktadır. Tartışma, kutsal mekânın uzamını ve sınırlarını belirlemek amacıyla, Beytülmakdis ve Medine çevresindeki bölgelerle kıyaslamalara dikkat çekmektedir.