Journals / Kültür ve İletişim / 2020 / Cilt: 23 - Sayı: 46
Why Do We Want to be Tarkovsky? On Spiritual Tendencies in Turkish Cinema after the 2000s
- Journal
- Kültür ve İletişim
- Pages
- 376–412
- DOI
- —
Abstract
Russian director Andrei Tarkovsky has been one of the most referenced directors in Turkey since the 2000s. It is a matter of concern that Tarkovsky attracted the attention of another country’s directors, even after shooting his last film. Although some of the artistic motives behind filmmaking like Tarkovsky are more subjective, fragmented, and blurred, others indicate a more systematic formation with an intellectual background. While both are discussed in this study, the emphasis is primarly on the second. The trend, referred to as “truth cinema” by its proponents, stands out with its stories based on faith and belief. However, these films also differ from the religious-themed films of the previous period, with their mystical presence and content, effort to avoid from being deductive, artistic concerns, poetical styles, and quiet cinematography. This difference is due to the influence of Tarkovsky on Turkish cinema after 2000—in addition to shifts in cultural, economic, social, and political circumstances. This trend, which has interacted with the philosophical readings in the film studies, has altered the visual quality and cinematic language of the productions, while at the same time it has become a justification for an apolitical cinema which remains disconnected from current social developments and political issues. In this study, along with many other films, Semih Kaplanoğlu’s Buğday (Grain) (2017) is centrally examined in the light of this discussion.
Özet
2000’li yıllar sonrası Türkiye sanat sinemasında ismine ve filmlerine en fazla gönderme yapılan yönetmenlerden biri Rus yönetmen Andrey Tarkovski’dir. Tarkovski’nin son filmini çektikten yıllar sonra başka bir ülkenin sinemacıları tarafından bu kadar ilgi görmesi ve bunun nedenleri, tartışılması gereken bir konudur. Tarkovski gibi film çekmenin arkasındaki sanatsal motivasyonların bir kısmı daha bireysel, dağınık ve bulanık iken diğer bir kısmı düşünsel arka planı olan daha sistematik bir yapıya işaret etmektedir. Çalışmada her ikisinden de bahsedilmesine karşın ikincisine daha fazla ağırlık verilmektedir. Savunucuları tarafından “hakikat sineması” olarak isimlendirilen bu eğilim, inanç ve iman odaklı öykülerle ön plana çıksa da mistik görünümleri, tasavvufi içerikleri, didaktizimden kaçınma çabaları, sanatsal kaygıları, şiirsel üslupları ve dingin sinematografileriyle önceki dönemin din temalı filmlerinden de ayrılmaktadırlar. Bu ayrışmada; kültürel, ekonomik, toplumsal ve siyasal konjonktürdeki değişimlerin yanında Tarkovski’nin 2000’ler sonrası Türkiye sinemasındaki etkisinin de payı vardır. Film çalışmalarındaki felsefi okumalarla da etkileşim halinde olan bu eğilim, bir taraftan yapımların görsel niteliğini ve sinematik dillerini değiştirirken diğer taraftan güncel toplumsal gelişmelerden uzak ve politik meseleler konusunda da mesafeli duran apolitik bir sinemanın da gerekçesi haline gelmiştir. Bu tartışmalar etrafında kurulan çalışmada, farklı yapımların adı geçse de merkezdeki örnek Semih Kaplanoğlu'nun Buğday (2017) filmi olacaktır.