Journals / Klinik Psikofarmakoloji Bülteni / 2008 / Cilt: 18 - Sayı: 3

Bir üniversite psikiyatri kliniğinde dürtü kontrol bozukluğu sıklığı

Impulse control disorders in an inpatient psychiatry unit of a university hospital

Pages
153–161
DOI
—

Abstract

Objective: Like other comorbid disorders, comorbidity of impulse control disorders (ICDs) in various psychiatric disorders may complicate the diagnostic work-up of patients which might further inşuence the outcome and the treatment. As these disorders are not routinely screened for in regular psychiatric evaluations and several commonly used semi-structured interviews, it is highly probable that these disorders may go unrecognized and untreated. Despite the inclusion of ICD category under two widely used classification systems a long time ago, relatively little research has been done on this area. We conducted this study to find out the frequency of ICDs and search for relevant clinical and sociodemographic variables in a group of psychiatric inpatients. Method: One hundredandthree consecutive adult patients hospitalized in our psychiatric inpatient unit within 6 months period were included in the study. Axis I diagnoses were rendered using a Structured Clinical Interview for DSM-IV (SCID-I). ICDs were investigated with using the modified version of Minnesota Impulsive Disorders Interview. Impulsivity was measured with the Barratt Impulsiveness Scale Version 11 (BIS-11). Also all patients completed Zuckerman Sensation Seeking Scale Form V. Results: The prevalence rate for all comorbid ICD in this sample was 37.9% (n= 39). The most common ICD subtype was compulsive buying (CB) (n= 17, 16%) followed by intermittent explosive disorder (IED) (n= 15, 14%) and pathological gambling (n= 7, 7%). There were no cases meeting the criteria for kleptomania. There was no statistical difference between the characteristics of patients with and without ICDs with regards to age, sex, marital status, and number of hospitalizations. Some characteristics of the ICD(+) group (i.e. duration of education, primary admission diagnosis, and age of onset for primary diagnosis) were significantly different from ICD(-) patients. The duration of education in ICD(+) group was significantly longer than ICD(-) group. On the other hand, age at onset for primary psychiatric disorder in ICD(+) inpatients was lower than ICD(-) inpatients. Only patients with comorbid CB were significantly younger than ICD(-) group (31.5 vs 39.5 respectively). The comparison of sociodemographic and clinical variables among all other ICD subgroups did not show any significant differences. A significant difference was observed between ICD(+) and ICD(-) groups in terms of total impulsivity, nonplanning activity, and motor impulsivity scores as determined by BIS-11. Total impulsivity score was significantly higher in patients with IED and CB than ICD(-) group. Discussion: The results of this study revealed that about one third of patients admitted to our inpatient unit had at least one co-morbid impulse control disorder according to DSM-IV TR. Our findings are consistent with the results of two earlier French studies conducted among specific group of patients and another North American study searching for impulse control disorders in adult psychiaric inpatient units of two different hospitals.The high prevalence rate of impulse control disorders among psychiatric inpatients should alert mental health professionals to look for and treat these disorders in order to avoid any further complications

Özet

Amaç: Diğer ruhsal bozukluklarda olduğu gibi dürtü kontrol bozukluklarının (DKB) da psikiyatrik bozukluklarla bir arada bulunması, hastalarda tanı konmasını güçleştirir ve uygulanacak tedaviyi, hastalığın gidişini olumsuz etkiler. Bu bozukluklar rutin psikiyatrik muayene sırasında ve yarı yapılandırılmış görüşmelerde sorgulanmadığı için, sıklıkla tanı konması güçleşir ve tedavisinde gecikmeler olur. Dürtü kontrol bozuklukları kategorisi uzun zamandır yaygın olarak kullanılan iki sınışandırma sisteminde de yer almasına karşın, bu konu üzerinde az sayıda çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada, konuya katkıda bulunmak amacıyla klinikte yatmakta olan bir psikiyatrik hasta grubunda dürtü kontrol bozukluklarının sıklığının ve ilişkili klinik ve sosyodemografik değişkenlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem:Psikiyatri kliniğimize 6 aylık bir süre içerisinde yatan 103 erişkin hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların DSM-IV’e göre eksen I tanılarını belirlemek için DSM-IV için yapılandırılmış klinik görüşme ölçeği kullanıldı. Dürtü kontrol bozuklukları saptamak için Minnesota Dürtü Kontrol Bozukluğu Görüşme Ölçeği’nin modifiye edilmiş şekli hastalara uygulandı. Dürtüsellik için Barratt Dürtüsellik Ölçeği-11(BDÖ-11) kullanıldı. Ayrıca tüm hastalar Zuckerman Heyecan Arama Ölçeğini de tamamladılar. Bulgular: Psikiyatrik yatan hasta örneklem grubunda en az bir dürtü kontrol bozukluğu eştanısı alan hasta sıklığı %37.9 (n= 39) idi. En sık görülen dürtü kontrol bozukluğu kompulsif satın alma iken (n= 17, %16) bunu aralıklı patlayıcı bozukluk (n= 15, %14) ve patolojik kumar bozukluğu (n= 7, %7) izlemekteydi. Kleptomani tanısı konulan herhangi bir hasta yoktu. Dürtü kontrol bozukluğu eştanısı konan ve konmayan hastalar arasında yaş, cinsiyet, medeni hal, hastaneye yatış sayısı yönünden anlamlı bir farklılık yoktu. Bununla birlikte, eğitim süresi, ilk hastaneye yatışta konulan birincil tanı ve birincil tanının başlangıç yaşı açısından dürtü kontrol bozukluğu eştanısı alan grup farklılık gösteriyordu. Eğitim süresi dürtü kontrol bozukluğu eştanısı alan grupta daha fazla iken, birincil hastalığın başlangıç yaşı bu grupta daha düşüktü.Sadece kompulsif satın alma bozukluğu eştanısı alan hastalar dürtü kontrol bozukluğu eştanısı almayan hastalara gore daha gençti (31.5 yıla karşılık 39.5 yıl). Diğer tüm dürtü kontrol bozuklukları eştanıları arasında demografik ve klinik özelliklere göre yapılan karşılaştırmalarda anlamlı bir farklılık saptanmadı. BDÖ-11’de ölçüldüğü üzere, toplam dürtüsellik , plansız eylem ve motor dürtüsellik skorları dürtü kontrol bozukluğu eştanısı olan grupta olmayan gruba gore daha yüksekti. Aralıklı patlayıcı bozukluğu ve kompulsif satın alma bozukluğu olan hastaların toplam dürtüsellik skorları dürtü kontrol bozukluğu olmayan hastalara kıyasla anlamlı olarak yüksekti. Tartışma: Bu çalışma sonuçları kliniğimize başvuran hastaların ortalama üçte birinin DSM-IV’e göre en az bir dürtü kontrol bozukluğu eştanısı aldıklarını göstermektedir. Bulgularımız daha önce özgül tanılı hasta gruplarında yapılmış iki Fransız çalışması ve iki farklı hastanede erişkin yatan psikiyatrik hasta grubunda dürtü kontrol bozukluğu sıklığını araştıran bir Kuzey Amerika çalışmasının sonuçlarıyla uyumlu bulunmuştur. Dürtü kontrol bozuklukların oldukça sık oranda görülmesi ve buna bağlı olarak psikiyatrik bozuklukların seyri sırasında ortaya çıkabilecek komplikasyonlardan kaçınabilmek için, psikiyatristlerin bu bozuklukların farkında olmalı ve gerekli tedavi yaklaşımlarını sergilemelidirler.