Journals / Kadın/Woman 2000 - Kadın Araştırmaları Dergisi / 2018 / Cilt: 19 - Sayı: 2
In the Father’s House: Language and Violence in the Work of Assia Djebar and Leïla Sebbar
- Pages
- 1–16
- DOI
- —
Abstract
This essay examines autobiographical writing by two women who grew upin colonial Algeria; it considers how the relationship between fathers anddaughters is marked by linguistic conflict. For each of these writers,language is not a simple tool, but instead a problematic inheritance thatshapes her world and her relationship with her father. Assia Djebar andLeila Sebbar, who were children in colonial Algeria of the late 1940s andearly 1950s, examine their relationships to Arabic and French in terms oftheir relationships with their families and in particular with theirschoolteacher fathers. The fathers, who benefitted from French colonialeducation, fail to understand the different risks inherent for theirdaughters in transgressing conservative community and linguisticboundaries. Each writer, even as she acknowledges the benefits of thecolonizer’s language, also describes the language as a scene of violenttrauma for which she holds her father responsible. With language andpaternal love so tightly entwined, this essay argues that even in highlypoliticized colonial contexts, the national value of a language can only beunderstood if the familial and personal value of the language is also takeninto account.
Özet
Bu makale, kolonyal Cezayir’de büyüyen iki kadının otobiyografik yazılarını inceliyor ve babalar ve kızları arasındaki ilişkilerin nasıl dilsel çatışmalardan etkilendiğini irdeliyor. Her iki yazar için de dil sade bir araç değil, aksine babalarıyla olan ilişkilerini ve dünyalarını şekillendiren problemli bir mirastır. Assia Djebar ve Leila Sebbar 1940larda ve 1950lerde Cezayir’de daha çocukken, aileleriyle ve özellikle öğretmen olan babalarıyla olan ilişkilerinin etkisinde, Arapçayla ve Fransızcayla olan ilişkilerini inceliyorlar. Kolonyal bir eğitimden geçmiş olan babaları, kızlarının tutucu bir topluma karşı geldiklerinde ve dilsel sınırları zorladıklarında göğüslemek zorunda oldukları riskleri anlayamıyorlar. Her iki yazar da, kolonyal dilin avantajlarını kabul etmelerine rağmen, babalarını sorumlu tuttukları dil miraslarını travmatik bir alan olarak tanımlıyorlar. Dil ve baba sevgisi birbiri ile o kadar iç içe geçmiş ki, burada anlatılan gibi oldukça siyasallaşmış kolonyal bir bağlamda bile, dilin ulusal değeri ancak ailevi ve kişisel değeri de dikkate alarak anlaşılabilir.