Journals / Kadın/Woman 2000 - Kadın Araştırmaları Dergisi / 2020 / Cilt: 21 - Sayı: 2

Women as Passive Citizens in Kant's Theory of Citizenship

Kant’ın Vatandaşlık Teorisinde Edilgin Vatandaş Olarak Kadın

Pages
1–18
DOI
—

Abstract

Kant, who is one of the contractarian theorists in political philosophy, positions the person who has the right to vote and participates in the legislative process as a citizen. This positioning is directly related to Kant's attribution of citizenship to the independence precondition. For Kant, independence means that a person possesses a certain amount of ownership that enables him to sustain his life on his own. The person who owns a certain quantity of property is the master of himself as he will not receive orders from the others and will not need the protection of others. Positioning an independent person as an active citizen with political rights, Kant considers persons who are non-owners as passive citizens because they cannot meet the prerequisite for independence. Passive citizens who are deprived of all political rights are merely citizens of the state. According to Kant's argument, women can never move up to the active citizenship status, although the republic has cleared the way for the possibility that every member of the republic could eventually move up to the active citizenship status. The status of being a man of property, which is a prerequisite for the independence criterion, loses all its functions when women are in question. Even if a woman is a property owner, this is still considered insufficient for the independence criterion. Kant bases his idea on the assumption of women's nature and the prenuptial agreement.

Özet

Siyaset felsefesinde sözleşmeci teorisyenlerden biri olan Kant, yasamaişlerinde yasaların yapılmasına iştirak eden, oy hakkına sahip olan kişiyivatandaş olarak konumlandırır. Bu konumlandırma, Kant’ın vatandaşlığıbağımsızlık önkoşuluna dayandırmasıyla doğrudan ilişkilidir. Kant içinbağımsızlık, kişinin hayatını kendi kendine idame ettirebilmesinisağlayan belli bir miktarda mülkiyete sahip olması anlamına gelir. Bellimiktarda mülkiyete sahip olan kişi, başka birisinden emiralmayacağından ve başkalarının korumasına da muhtaç olmayacağındankendi kendisinin efendisi durumundadır. Bağımsız kişiyi politik haklarasahip etkin vatandaş olarak konumlandıran Kant, mülk sahibiolmayanları bağımsızlık önkoşulunu sağlayamadıklarından edilginvatandaş olarak görür. Tüm politik haklardan mahrum olan edilginvatandaşlar devletin sadece uyruğudurlar. Kant, cumhuriyetin herüyesinin zamanla etkin vatandaşlık statüsüne yükselebilme ihtimalininönünü açık tutmasına karşın, kadınların hiçbir zaman etkin vatandaşlıkstatüsüne yükselemeyeceklerini savunur. Bağımsızlık kriterinin önkoşuluolan mülk sahibi olma, kadın söz konusu olduğunda tüm işlevini yitirir.Kadın mülk sahibi olsa bile yine de bağımsızlık kriteri için yetersizgörülür. Kant bu düşüncesini, kadın doğası varsayımı ve evliliksözleşmesi üzerinden temellendirir.