Journals / İstanbul Medical Journal / 2021 / Cilt: 22 - Sayı: 2

Relationship between Mode of Delivery and Frequency and Treatment Outcomes of Congenital Nasolacrimal Dacryostenosis

Doğum Şeklinin Konjenital Nazolakrimal Dakriostenoz Görülme Sıklığı ve Tedavi Sonuçları ile İlişkisi

Pages
144–148
DOI
—

Abstract

Introduction: The present study evaluates the relationshipbetween the mode of delivery and the frequency and treatmentoutcomes of congenital nasolacrimal duct obstruction (CNDO).Methods: The medical records of children who were referredto oculoplasty outpatient clinics due to epiphora anddiagnosed with CNDO following ophthalmological examinationwere reviewed retrospectively. The patients’ demographiccharacteristics, history of pregnancy and delivery, clinicalcharacteristics of CNDO, and treatment outcomes wereevaluated.Results: The study included 167 eyes of 136 patients. Themode of delivery was vaginal in 61 patients (45%) and cesareansection in 75 patients (55%). The patients delivered by cesareansection were assigned to group 1, and those delivered viathe vaginal route were assigned to group 2. The mean age(p=0.554), gender distribution (p=0.661), laterality (p=0.075)and mean birth weight (p=0.918) did not differ significantlybetween the two groups. The success rate of probing did notdiffer significantly between the two groups (p=0.146).Conclusion: The present study found that the mode of deliverydid not affect the frequency of CNDO in babies born at term,and there was also no significant difference in the success rateof probing between the two groups. Although the differencewas not statistically significant, the authors found cesareansection to be associated with a higher risk of CNDO.

Özet

Amaç: Term bebeklerde doğum şeklinin konjenital nazolakrimal dakriostenoz (CNDO) görülme sıklığı ve tedavi sonuçları ile ilişkisini saptamaktır. Yöntemler: Oküloplasti polikliniklerine epifora nedeniyle refere edilen ve oftalmolojik muayeneleri sonucunda CNDO tanısı alan çocukların tıbbi kayıtları retrospektif olarak incelendi. Hasta demografisi, hamilelik, doğum öyküsü, CNDO’nun klinik özellikleri ve tedavi sonuçları değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 136 hastanın 167 gözü dahil edildi. Olguların %55’i (75) kız, %45’i (61) erkek idi. Olguların yaşları 1-3 (ortalama: 1,8 yaş) idi. Olguların 61’i (%45) vaginal yolla, 75’i (%55) sezaryenle dünyaya gelmişti. Sezaryenle doğanlar birinci grup, vajinal yolla doğanlar da ikinci grup olarak değerlendirildi. Vaginal doğum ve sezaryen doğum gruplarının yaş ortalamaları (p=0,554), cinsiyet dağılımları (p=0,661), taraf dağılımları (p=0,075), doğum ağırlığı (p=0,918) ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Vajinal doğum ve sezaryen doğum gruplarının probing başarı dağılımları arasında da istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,146). Sonuç: Bu çalışmada doğum şeklinin term bebeklerde CNDO sıklığını değiştirmediğini saptadık. Vajinal doğum ve sezaryen doğum gruplarının probing başarı dağılımları arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Ancak istatistik olarak anlamlılık oluşturmasa da sezaryen doğumun daha fazla risk oluşturduğunu saptadık.