Journals / İktisat Dergisi / 2012 / Cilt: 0 - Sayı: 520
Sosyal adalet öldü, size yönetişim verelim! (sermaye egemenliğinde yerel kalkınma uygulamaları)
- Journal
- İktisat Dergisi
- Pages
- 38–47
- DOI
- —
Abstract
In this article, the governance approach, which is claimed a revolution about democratization and development issues, is going to be criticized. In the governance approach, it is expected both at national and international levels of municipal corporations driven by neo-liberal policies to adopt policies that force public domain to get smaller and private sector capital bigger instead of providing sen/ices to reproduce labor power. Especially from 1980s on, in line with neo-liberal policies, public sources have been transferred to capitalist class mainly by privatization and bidding applications. As a result, the action area for the oppressed classes, which was already limited in bourgeoisie democracies, has been redüced even more. Representative democracy and participator/ democracy perceive the issue of local democracy according to their own intellectual schemes. Approaches to the problem of local democracy ultimately arrives at the the governance approach that asserts participation as its main argument, However, governance approach falls even behind the representative democracy concerning democracy and local democracy problems. Governance has nothing to do with a participation providing social development and of public sake, due to the power opportunities that it provides to capitalist class, the ruling class of capitalism. It is considered to be an organization pattern of class dictatorship since it assigns decision power to a single class. So, the governance approach is in front of the obstacle to social justice.
Özet
Bu makalede demokratikleşme ve kalkınma konusunda bir "devrim" olduğu iddia edilen yönetişim modeline eleştirel bir yönden yaklaşılmıştır. Yönetişimin bir tür sarmal olduğu ve bu sarmalın siyasal ve en önemlisi toplumsal iktidarı hedeflediği, sosyal adalet sorununu görmezden gelerek gelişip varlığını sürdürdüğü göz önünde bulundurularak, modelde sıkça atıfta bulunulan katilim ve yerel demokrasi gibi kavramların son kertede eşitlikçi bir demokrasi içermediği savı ele alınmıştır. Makalenin söylemek istediği özetle şudur; İktidarın tabana yayılması anlamına gelecek türden bir katılımcılığın yönetişim yaklaşımıyla gerçekleştirilebilmesi ve buradan hareketle sosyo-ekonomik süreçlerin yeniden düzenlenerek sosyal adaletin sağlanması mümkün değildir. Bununla birlikte, neo-liberal ideoloji uyarınca devletin yeniden yapılandırılması olgusu, küreselleşme, yerelleşme ve katılım tartışmalarının bütünsel bir sınıfsal analizle değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Sürecin sınıfsal analizi ise bize, neo-liberaiizmin toplumu sermaye sınıfından ibaret saydığını ve katılımcılıkla kastedilenin aslında sermaye kesiminin katılımı olduğunu göstermektedir. Sosyal devlet uygulamalarına son verilmesi, neo-liberal politikaların hemen her alanda uygulamaya konulması ve kapitalizmin doğal sonucu olarak eğitim, sağlık, kültürel faaliyetler de dahil olmak üzere tüm alanların ticariieştirilmesi, kamu yatırımlarının özelleştirilmesi ve kamu gücünün özel sektöre ve özellikle de küresel sermayeye devredilerek devletin küçültülmesi uygulamaları içinde bulunduğumuz dönemin başlıca özellikleridir. Bu sürecin yoksulluğu önlemesi ve toplumsal eşitsizlikleri giderebilmesi olanak dışıdır.