Journals / İleti-ş-im / 2014 / Cilt: 0 - Sayı: 20
The Metaphysical Violence of Monotonous Life: Turin Horse
- Journal
- İleti-ş-im
- Pages
- 9–31
- DOI
- —
Abstract
When Nietzsche sees a horse being whipped in Torino, he hugs the horse and puts himself on the ground. After such an experience going insane, he becomes bedridden for 10 years and dies. Béla Tarr, in his movie Turin Horse (A Torinoi Lo, 2011), he aims at showing the metaphysical intensity of a monotonous life of a silent daughter and a crippled father after asking the question What happened to the horse? It seems that the first philosophical and ontological questions that are raised by the Turin Horse find their answers in Cioran, Bachelard and mysticism besides Nietzsche. In this research, the deeper meanings of Nietzsche Horse , along with the beliefs of the many named scholars, are studied in the eschatological movie of Béla Tarr. When we talk about the image of wind in the movie, we see that it turns everything it touches into nullity and ontological silence, and God s absolute resolution. It will make us move in force. In that sense, what is living in force despite everything? What does trying to make us believe in ourselves that we are carrying on living without validating the values trampled in Nietzsche s Horse mean? And finally, isn t it weird to resist the metaphysical intensity of life conditions that we are obliged to? The possible answers will be provided for those questions in the course of our treatment of the subject matter.
Özet
Torinoda bir atın kırbaçlandığını gören Nietzsche, ata sarılır ve ağlayarak yere kapaklanır. Bu olaydan sonra akli dengesini kaybeden Nietzsche, on bir yıl boyunca yatalak olarak yaşar ve sonrasında da çıldırarak ölür. Bela Tarr, Torino Atı (A Torinói Ló, 2011) isimli filminde Peki ata ne oldu? sorusunu sorar ve filmde, gözlerden uzak bir kulübede muhtemelen Alman filozofun onun varlığında tüm insanlık değerlerinin aşağılanmasına tanık olduğu o atla birlikte, kötürüm bir baba ve suskun kızının tekdüze hayatlarının metafizik şiddetinin izini sürmeye koyulur. Torino Atının ilk elden çağrıştırdığı felsefi ve ontolojik irdelemeler, karşılıklarını Nietzscheye ek olarak, Cioran, Bachelard ve (Doğu mistisizmi bağlamında ise) Tasavvuf itikadında buluyor gibidir. Bu çalışmada, adı geçen düşünürler ve inanışların öngördüğü kavramsal irdelemeler çerçevesindeNietzsche Atı metaforunun anlam katmanları Bela Tarrın eskatolojik filmi bağlamında çözümlenmektedir. Filmdeki rüzgâr imgesine gelince; değdiği her yüzeyi hiçliğin ve ontolojik ıssızlığın ürkütücü armonisine, tanrının ve değerlerin mutlak biçimde çözülüşünün ağıtına dönüştürmektedir. Rüzgâr bizi sürükleyecek ve zorla da olsa hareket edeceğiz. Şu halde, her şeye rağmen, zorla da olsayaşamak ne demektir? Nietzsche Atının kimliğinde ayaklar altına alınan değerleri yeniden geçerli kılmaksızın kendimizi yaşamayı sürdürdüğümüze inandırmaya çalışmak ne anlama gelmektedir? Ve dahası, yaşamaya mecbur kılınmış olmak, onun bıktırırcasına tekrar eden mevcudiyetinin metafizik şiddetine katlanmak değilse nedir? Çalışmada bu ve benzeri soruların izleri sürülmektedir.