Journals / Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi / 2013 / Cilt: 30 - Sayı: 2

The philosophical and historical bases of ınterdisciplinary approach in cognitive science

Bilişsel bilimlerde disiplinlerarası yaklaşımın tarihsel ve felsefi kökenleri

Pages
161–172
DOI
—

Abstract

The humankind have searched and strived to understand mind and cognition for nearly 2500 years. Philosophers from Ancient Greece questioned the concepts of mind and cognition without experimental methods and they came up with new ideas for the origin of knowledge, how it is formed and stored. Afterwards, with the first psychology laboratory which Wundt opened in 1879, the psychology science started to research mind and cognition scientifically by using experimental methods. At the end of the 19th century, James’ functionalism theory followed Wundt’s structuralism approach. At the beginning of the 20th century, behaviorist approach which gained strength gradually at America was the leader of its era and the behaviorist approach hindered the emergence of cognitive science concept for a long time. Gestalt approach is one of the rare fields which gained a seat for itself in the hegemony of behaviorism and became the trend which cleared the way of cognitive psychology. The limitedness of behavioral approach for explaining the internal processes that makes human being human was revealed by Lashley’s presentations during the Hixon Symposium in 1948 (Gardner, 1985, p.23). Philosophy’s not producing objective data in social sciences, psychology’s experimental approach discussions, anthropology’s case study problems, and the reductionist approach of neurology made these disciplines study together to understand mind and cognition. Another important development which supported cognitive sciences was in the field of technology. With the use of computers from the 1940’s and a more effective use of technology in science with the end of the World War 2, computers also became an important element in understanding mind and cognition. Newell and Simon’s study called ‘‘The Logic Theory Machine’’ in artificial intelligence field has been one of the articles which are accepted as the beginning of cognitive science. Human mind was begun to be associated with computers. Artificial intelligence and computers came out to be good instruments to study cognition. Miller’s article, called ‘‘The Magical Number Seven’’, was accepted to be the beginning of the cognitive psychology in 1956. As these processes were being experienced in psychology, there were new and important developments in other fields which constitute cognitive sciences. Chomsky’s study called “Three Models of Language”was a milestone in terms of cognitive science. In this process, language, is not a part of a discipline but every cognitive science. Anthropology and neurology verge the field. According to Anthropologist Levi-Strauss (Levi-Strauss, 1958/1963, p. 65) similar cognitive functions are conducted in basic organizations in every culture and cultural differences in human culture can be seen. In this day and age, these fields study to understand the mind and cognition under the umbrella of cognitive sciences. While cognitive sciences study on cognition, they make use of some imaging techniques like functional magnetic resonance imaging (fMRI), positron emission tomography (PET) and electroencephalography (EEG). The findings are talked over an interdisciplinary approach. Also in the forthcoming years, the way of understanding the mind and cognition will the cooperative work of different disciplines.

Özet

Yaklaşık 2500 yıldır insanlık, zihni ve bilişi anlamak için çabalamaktadır. Antik Yunan filozofları deneysel yöntemler olmadan, zihin ve biliş kavramlarını sorgulamış ve bilginin kaynağı, nasıl oluştuğu, nasıl depolandığı üzerine fikirler ortaya atmışlardır. Daha sonraları psikoloji bilimi, 1879 yılında Wundt’un kurduğu ilk psikoloji laboratuvarıyla beraber, zihni ve bilişi temel alıp deneysel yöntemler kullanarak araştırmaya başlamıştır. 19. yüzyıl sonlarında Wundt’un yapısalcı yaklaşımını James’in işlevselci yaklaşımı takip etmiştir. 20. yüzyıl başlarında ise Amerika’da güçlenen davranışçı yaklaşım giderek alanda hakim olmuş ve davranışçı yaklaşım bilişsel bilimler kavramının ortaya çıkmasını uzun bir süre engellemiştir. Gestalt yaklaşımı da davranışçılık hegemonyası altında kendine yer edinen nadir yaklaşımlardan biri olup, bilişsel psikolojinin önünü açan yaklaşım olmuştur. Davranışçı yaklaşımın insanı insanı yapan içsel süreçleri açıklamaktaki sınırlılığı 1948’de Lashley’in Hixon Sempozyomunda yaptığı sunum-larla gözler önüne serilmiştir (Gardner, 1985, s.23). Sosyal bilimlerde felsefenin nesnel veriler üretememesi, psikolojinin deneysel yaklaşım tartışmaları, antropolojinin vaka çalışmalarına ilişkin sorunları ve sinirbilimin indirgemeci yaklaşımı bu disiplinleri, zihni ve bilişi anlama-da birlikte çalışmaya süreklemiştir. Bilişsel bilimleri destekleyen bir diğer önemli gelişme teknoloji alanında olmuştur. 1940’lardan itibaren bilgisayarlar bilimsel alanlarda kullanılmakla beraber, savaşlarda da düşmanları alt etmek amacıyla kullanılmıştır. 2. Dünya Savaşı’nın biti-miyle birlikte teknoloji, bilimde daha etkin biçimde kullanılmaya başlamıştır. Bilgisayarlar da zihni ve bilişi anlamada önemli bir unsur olmuştur. Yapay zeka alanında Newell ve Simon’ın ‘‘The Logic Theory Machine’’ adlı çalışmaları bilişsel bilimin başlangıcı sayılan çalışmalardan biridir. İnsan zihninin bilgisayara benzetilmesiyle yapay zeka ve bilgisayar, bilişi çalışmak için kullanışlı araçlar olarak ön plana çıkmıştır. 1956 yılında Miller’ın ‘‘The Magical Num-ber Seven’’ adlı makalesi bilişsel psikolojinin başlangıcı sayılmıştır. Psikolojide bu süreçler yaşanırken bilişsel bilimleri oluşturan diğer alanlarda da yeni ve önemli gelişmeler olmuştur. Chomsky’nin ‘‘Three Models of Language’’ adlı makalesi bilişsel bilimler açısından dönümnoktasıdır. Dil, bu süreçte herhangi bir disipline ait olmayıp bilişsel bilimlerin bir parçası olmuştur. Antropoloji ve sinirbilim ise bilişsel bilim alanının sınırlarını oluşturmuşlardır. An-tropolog Levi-Strauss’a (Levi-Strauss, 1958/1963, s.65) göre, tüm kültürlerde temel organiz-yonlarda benzer zihinsel işlevler olsa bile bazı zihinsel işlevlerde kültürlerarası farklılıklar gö-rülebilmektedir. Günümüzde bu alanlar bilişsel bilimler çatısı altında zihni ve bilişi anlamaya çalışmaktadır. Bilişsel bilimler, bilişi çalışırken fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRG), positron emisyon tomografisi (PET) ve elektroensefalografi (EEG) gibi görüntüleme tekniklerinden de faydalanıp, bulgularını disiplinlerarası bir yaklaşımla tartışmaktadır. Gözü-ken o ki, önümüzdeki yıllarda da zihni ve bilişi anlamanın yolu farklı disiplinlerin bir arada çalışması olacaktır.