Journals / Felsefi Düşün - Akademik Felsefe Dergisi / 2019 / Cilt: 2 - Sayı: 13

THE RELATIONSHIP BETWEEN DISCOURSE AND TRUTH IN HERACLITUS

HERAKLEİTOS’TA SÖYLEM VE HAKİKAT İLİŞKİSİ

Pages
134–154
DOI
—

Abstract

Heraclitus is one of philosophers who is most spoken about, however, least understood of the history of thought. This is not only the result from the content of his philosophy but also from the discourse he used to convey his thoughts. Aristotle called him as “dark” (skoteinos) and Timon of Philus as “riddler” (ainiktês). And we can remind here Socrates’ famous smile of the Delian divers. As a result, that which is agreed upon is clear; Heraclitus spoke in riddles in his fragments. Heraclitus’ way of construction of meaning, the paradoxical structure in his discourse, to be more pricise, his “dark” discourse is nested with his understanding of truth and this fact becomes concrete in his fragments. Paradoxes, riddles and word games should be taken as analogy. Heraclitus, by analogy, correlates between the innate truth of the nature and his own discourse with the linguistic tools mentioned above. This manner of speaking correspond to ontological status of apprehending the truth. Because solving a riddle, apprhending of a paradoxical statement or recognizing a word game is utterly “light-bulb moment.” For meaning comes in less than no time and once it becomes known obscurity disappears to the end of time. This differentiates Heraclitus radically from the earlier philosophers on the way of approaching the truth. In this paper we are going to clarify differences in question. Then it is going to be shown that how he constructed his discourse in accordance with his understanding of truth.

Özet

Herakleitos, düşünce tarihinin üzerine çok konuşulmuş fakat az anlaşılmış filozoflarından birisidir. Bu durum yalnızca onun felsefesinin içeriğinden kaynaklanmayıp düşüncelerini aktarmakta kullandığı söylemin biçiminin de bir sonucudur. Aristoteles Herakleitos’u “karanlık” (skoteinos) olarak, Philus’lu Timon ise “bilmece gibi konuşan” (ainiktês) olarak anar. Sokrates’in ünlü dalgıç benzetmesini de bunlara ekleyebiliriz. Sonuç olarak üzerinde hem fikir olunan şey açıktır; Herakleitos fragmanlarında anlaşılması güç bir biçimde konuşur. Herakleitos’un anlamı kurma biçimi, söylem biçimindeki paradoksal yapı, bir bütün olarak söylemek gerekirse onun “karanlık” söylemi, hakikat anlayışıyla iç içedir ve bu durum onun fragmanlarında somutlaşmıştır. Paradokslar, bilmeceli söylem biçimi ve kelime oyunlarının varlığı, Herakleitos’ta bir analoji olarak ele alınmalıdır. Burada doğanın kendi hakikati ile Herakleitos’un söylemi arasında, yukarıda bahsedilen dilsel araçlar ile analoji kurulur. Bu söylem biçimi hiç şüphesiz Herakleitos’un düşüncesinde hakikati kavramanın ontolojik durumuyla örtüşür. Çünkü bir bilmecenin çözümü, paradoksal bir ifadenin kavranışı ya da bir kelime oyunun anlamının fark edilişi tamamıyla sezgisel bir “aydınlanma” anıdır. Anlam bir anda ve önceden hiçbir işaret vermeksizin geliverir ve bir kez bilinir olduğunda artık problem ortadan kalkmıştır. Bu durum, Herakleitos’un kendinden önce gelen filozofların hakikati ele alış biçimlerinden radikal bir kopuşu temsil eder. Bu makalede ilk olarak bu kopuşu açıklığa kavuşturacağız, ardından Herakleitos’un hakikat anlayışına uygun bir biçimde söylemini nasıl kurduğu göstereceğiz.