Journals / Eskiyeni / 2020 / Cilt: 0 - Sayı: 40
A Quarry Located in Scutari: Stretchers’ Quarry (Tazıcılar Ocağı)
- Journal
- Eskiyeni
- Pages
- 321–340
- DOI
- —
Abstract
Many institutions were founded by the state and the people in the Ottoman period in Scutari. One of the institutions established by the state is the Stretchers’ quarry (Tazıcılar Ocağı) which is connected to the commander of Bostancıbaşı (Bostanji corps) The institution took its name from the hound word, which means Persian hunting dog. The aim of the institution is to provide pre-combat hunting service to the Ottoman sultans, in order to prepare them for war. The quarry, which was established during the reign of Suleiman the Magnificent, was built on the Karaca Ahmed side of today's Selimiye Barracks. Built in the 1560s, the Stretchers' Quarry has existed for nearly three centuries. In 1826, it lost its function with the abolition of Janissaries and a new understanding of management. In this article, after briefly giving information about hunting in Turkish-Islamic history, the emergence of the quarry established in Scutari, the changes it has gone through in the historical process, the appurtenances of the quarry have been handled according to the 18th-century kadi registers and their functioning archive records. In the long-lasting of Stretchers' Quarry which only its fountain survived to the present day, its contribution to Scutari’ social and economic life and its role in political events were tried to be evaluated.
Özet
Bu çalışmada, Üsküdar’da kurulan Tazıcılar Ocağı’nın ortaya çıkışı, tarihsel süreç içinde geçirdiği değişim, ocağın müştemilatı, ocağa bağlı para vakıfları ve bunların işleyişi, daha çok 18. yüzyıl kadı sicilleri ve arşiv kayıtlarının ışığında ele alınmaya çalışılmıştır. Konuyla bağlantılı olarak daha önce yapılan çalışmalar incelenmiş, belgeler çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulmuştur.Öncelikle avlanma geleneğinin tarihsel süreç içerisinde insanoğlunun yiyecek ve giyecek ihtiyacı-nı karşılamak amacıyla yapılan bir fiil olduğunu ancak zamanla hükümdarlar ve devlet yöneticileri için, düşmanla yapılacak savaşa hazırlık ve bazen eğlence maksatlı bir organizasyon halini aldığını belirtmek gerekir. Av hayvanlarını yakalamak için öldürücü ve yaralayıcı aletler; doğan, şahin, atmaca ve çakır kuşunun yanında tazı ve zağar gibi hayvanlar da kullanılmıştır.Osmanlı sarayında ve askerî teşkilat içinde avlarda kullanılan hayvanların bakımıyla ilgilenen ‘Şikâr ağaları’ adlı birimler oluşturulmuştur. Bu çalışmanın konusunu teşkil eden Tazıcılar Ocağı, söz konusu birimlerden biridir. Ocak, Üsküdar’da Saraya ait olan Üsküdar Bahçesi’nin içinde kurulmuştur. Mekân olarak Üsküdar’ın tercih edilmiş olması, buranın konumuyla izah edilebilir. Zira Üsküdar ve havalisindeki Beykoz’dan Şile’ye kadar uzanan geniş alan, av mekânı olarak saraya tahsis edilmiştir. Devletin Anadolu yakasındaki üç önemli kazasından birisi olan Üsküdar, birçok müessese ile donatılmış bir bölgedir. Ocağın kuruluş tarihiyle ilgili kesin bir bilgi olmamakla birlikte Üsküdar Bahçesi’yle aynı dönemde yani 1560’lı yıllardan sonra inşa edildiği düşünülmek-tedir. Ocakta çalışanlara tazıcı, onların başında bulunan kimselere tazıcıbaşı denmekteydi. Bunun yanında Bostancıbaşıya bağlı olmaları hasebiyle burada çalışanların isimlerinin sonuna ‘bostanî’ nispeti de eklenmiştir. Toplumda belirli bir statüye sahip olan kişilerden seçilen Tazıcıbaşılar, ocağın işlerinin yürümesinden sorumlulardır. Bunun yanı sıra av için tahsis edilen ormanları, ağaçları korumak ve hariçten kimselerin buralarda avlanmalarını engellemek gibi ilave görevlere sahiplerdi. Tarihi seyir içerisinde, olağanüstü hadiselerin yaşandığı dönemlerde şehrin asayişini sağlamak için tazıcı ve tazıbaşılarına çeşitli görevler verildiği de görülmektedir.Kayıtlardan anlaşıldığı kadarıyla ocağın finansmanın bir kısmı, Üsküdar civarında bulunan vakıf mülklerinden elde edilen gelirle sağlanmaktaydı. Üsküdar dışında ocağa vakfedilmiş bağlar bu-lunmaktaydı. Osmanlı iktisadi hayatının önemli bir parçası haline gelen para vakıfları, Tazıcılar Ocağı için de bir finansman kaynağı vazifesi görmüştür. Bu vakıfların idaresi, bostanî lakaplı ocak çalışanları tarafından deruhte edilmiştir. Burada kurulan para vakıfları, sadece ocak personelinin değil müştemilat içinde yer alan mescidin ihtiyaçlarının giderilmesinde de önemli bir rol oyna-mıştır. Günümüze ulaşan belgelere göre para vakıflarından, işletim biçimlerinden biri olan istiğlal (kiralama) yoluyla borç alındığı tespit edilmiştir. 18. yüzyılın ilk çeyreğinde yer alan mahkeme sicillerindeki borç kayıtlarına bakıldığında, civarda bulunan saray bahçelerine ait para vakıfların-dan genellikle Müslümanların borç aldığı, Tazıcılar Ocağı’na ait vakıfları ise daha çok Üsküdar’da yaşayan gayrimüslimlerin tercih ettiği görülmektedir.Konum olarak bugünkü Selimiye Kışlası’nın Karaca Ahmed tarafında inşa edilen ocağın müştemi-latında tazıcıların kaldığı koğuşlar, ocak çalışanlarının namaz kıldığı mescit; mutfak, tazıların kaldığı ahırlar, Tazıcılar Çeşmesi ve kemankeşlere ait bir talimgâh bulunmaktaydı. İki katlı olarak yapılan mescit, zamanla harap olduğu için 16. yüzyılda yeniden inşa edilmiştir. 19. yüzyılda Seli-miye Kışlası’nın yapımından sonra mescit ortadan kalkmış, bu sebeple hakkında çok fazla bilgi tespit edilememiştir.Tazılar ahırı, ocağın en önemli bölümleri arasındadır. Tazı, Türk av kültüründe önemli bir yere sahiptir. Türkler Orta Asya’dan beri bu hayvana aşinaydılar. Nitekim belgelerde Türk tazısı diye bir tazıdan bahsedilmektedir. Tazıcılar Ocağı için ihtiyaç duyulan tazılar, öncelikle Üsküdar, Kocaeli civarından temin edilmekteydi. İhtiyaç halinde Bolu ve Hüdavendigar gibi yakın yerlerden de tazı tedarik edilmekteydi. Avcı Mehmed olarak bilinen IV. Mehmed zamanında, padişahın bulunduğu av mekânlarına pek çok yerden tazı getirtilmiştir. Arşiv kayıtlarında yer alan bilgilere göre, ahırda kalan tazıların beslenmesi için Unkapanı’ndan un gönderilmiş, bedeli hazineden tahsil edilmiştir. Uzun yıllar varlığını sürdüren ahır, Selimiye Kışlası’nın yapımı esnasında yıkılmış, buradaki tazılar başka yerlere nakledilmiştir. III. Selim’in tahttan indirilmesinden sonra ahır tekrar canlanmıştır. 1826 yılında Yeniçeriliğin kaldırılmasıyla, Tazıcılar Ocağı ve tazılar ahırı ihtiyaç olmaktan çıkmış-tır. Kayıtlara göre 1850 yılından itibaren bu mekân atlara tahsis edilmiştir.Tazıcılar Ocağı ile birlikte zikredilen mekânlardan birisi de kemankeşlere ait talim sahasıdır. Klasik dönem savaşlarında çok önemli bir yere sahip olan kemankeşlerin talimi için burada bir nişan sepeti bulunmaktaydı. 1705 yılında kaleme alınan kayda göre, bu sepet yaklaşık otuz sene önce (1675) işlevsiz hale gelmiş, Üsküdar kemankeşleri buranın yeniden ihya edilmesi talebinde bulun-muştur.Tazıcılar Ocağı’nın bugün elimizde bulunan tek müştemilatı, Tazıcılar Çeşmesi’dir. Bu çeşme, Üsküdar’dan Haydarpaşa’ya giden yolun sağındaki Selimiye Astsubay Orduevi’nin otoparkında bulunmaktadır. Tazıcılar Çeşmesi’nin hemen karşısında Hasib Paşa Çeşmesi bulunmaktadır. Tazı-cılar Çeşmesi’nin Mimar Sinan tarafından yapıldığı söylenmektedir. Ancak çeşme üzerinde yer alan kitabelerde, 1850’li yıllardan sonra buradaki ahırlara yerleştirilen atlarla ilgili ifadeler yer almaktadır. 1800’lerin sonu ile 1900’lerin başında çeşme civarındaki su lağımları tamir edilmiş, kaldırım döşenerek çevre düzenlemesi yapılmıştır. Çeşme, 2019 yılında 1. Ordu Komutanlığı’nın gayretleriyle restore edilmiş, böylece tarihî hafızan