Journals / Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi / 1998 / Cilt: 14 - Sayı: 40
Impact Of The San Remo Terms On Turkey And British Polıcy
- Pages
- 160–205
- DOI
- —
Abstract
After the First World War, the victorious Allied powers were unable to dispose of the Turkish question despite months of deliberation. The rivalry of the Allİed powers, particularly of Great Britain and France, över the lands of the old Ottoman Empire, the Greek occupation of Smyma in May 1919 and the subsequent rise of the Nationalİst Movement in the interior under the leadership of Mustafa Kemal *1 which resisted the post-war Allied adjustments and defied the inability of the Ottoman govemment to save the country from foreign invasİon, ali combined to make such a treaty impossible for the Allies. When anti-Nationalist Damad Ferid Paşa, the Grand Vizier and the Sultan's son-in-law, was İn power on 5 April 1920 for the fourth time, the British were confident that the Ottoman government in Constantinople was önce again in their camp. In British eyes, Damad Ferid was perhaps more sincerely convinced than any other statesman of the first rank that Turkey’s sole hope of salvatioıı lay in a good understanding with Great Britain. 2 Now, İt was time for the Allies to complete the Turkish treaty and force Damad Ferid to sign it. The Supreme council met at San Remo on 18 April with such a purpose in mind.
Özet
Milletlerarası ilişkilerin bir dışarıya akseden açık tarafı, bîr de gözükmeyen sütre gerisi vardır. Sütre gerisini dışişleri yetkilileri, çok az sayıda bir kısım devlet görevlileri ve bir de gizli servis elemanları bilebilirler. Hatta hadiselerin olgunlaşmasını, yön değiştirmesini taraf ülkelerin kendi arzuları doğrultusunda gelişmelerini sağlamada en büyük pay sahiplerinin başında istihbarat teşkilâtları gelmektedir. Bu kuruluşlar olaylar hakkında en doğru bilgileri, ulaşılması güç bilgileri toplar ve yetkililere ulaştırır. Onlardan aldıkları talimatlar çerçevesinde olayları yönlendirir. Bunun için de propaganda yaparlar, her türlü yolu deneyerek hadiseleri kendi inisiyatiflerine almaya gayret ederler. Karşı ülkenin yanlış politikalar oluşturmasına, stratejiler tesbitine katkıda bulunacak yeni haberler, eksik bilgiler yaymak suretiyle kendi amaçlarına hizmet ederler. İkinci Dünya Harbi yıllarında klasik istihbarat anlayışında büyük Ölçüde değişimler göze çarpmaktadır. Top yekûn harp kavramına bağlı olarak top yekûn casusluk anlayışı da ortaya çıkmıştır. Bu anlayışa göre sadece askerî istihbarat ile yetinilmemeli, her alanda bilgi toplanılmahdır. Bu bakımdan Birinci Dünya Harbinde orta seviyede bulunan istihbarat servisinin yerini İkinci Dünya Harbİ'nde muazzam işler gören servisler aldı. Bu stratejiyi ilk defa ve başarı ile uygulayanlar ise Almanlar oldu. Naziler top yekûn casusluk prensiplerine göre çalıştılar ve büyük ölçüde de başarılı oldular. Bu yeni anlayışa göre bir memleketin başında bulunanlar muhasımların askerî ve diğer her türlü, kuvvetini öğrenebilineli ve onların mukavemet derecelerini hesaplayabilmelidirler. 1 Bu kadar karmaşık ve ciddi bir iş olan İstihbaratın önemini de Napolyan "Bir casus yerinde ve zamanında cephedeki binlerce askere denktir." diyerek veciz bir şekilde açıklamıştır