Journals / Alman Dili ve Edebiyatı Dergisi - Studien zur deutschen Sprache und Literatur / 2015 / Cilt: 2 - Sayı: 34

Bir Adanın Alman Olanakları: Ütopik ve Distopik Eskizler Arasındaki Çağdaş Romanlar

Die deutschen Möglichkeiten einer Insel: Gegenwartsromane zwischen utopischen und dystopischen Entwürfen

Pages
21–40
DOI
—

Abstract

The German Possibilities of an Island: Contemporary Novels between Utopian and Dystopian Sketches Based on the observation that since the turn of the millennium many German authors deal with the literary topos of islands, this paper focuses on three recent novels that take place on small islands off the German coast: Die Insel by Matthias Wegehaupt (2005) draws a precise picture of the socialist reorganization of a fictitious island in GDR times. The possibility of an idyllic retreat for artists oscillates continuously with a claustrophobic battle with the political dictatorship. Kruso by Lutz Seiler (2014) is situated on Hiddensee shortly before the Berlin wall came down. The island is depicted as a haven for refugees who don't leave the country. They enjoy an exceptional freedom, but are again part of a tight system with expropriating measures, which questions whether any organization of a utopia can exclude dystopian traits. Insel 34 by Annette Pehnt (2003) takes place at the northern coast of Germany, where a young woman longs for the most remote island of a (fictitious) archipelago. Her voyage along the closer islands results in the insight that the last one can only remain a utopian place if it is never visited. The three utopian-dystopian sketches in the novels rely on the prototypical characteristics of islands as limited and limiting spaces with restricted access and exit, whose model size is suitable for all kinds of sociopolitical, geobiological or psychological experiments. The analysis aims to show how utopian and dystopian aspects in each text are differently intertwined, in ways that construct as well as deconstruct each other.

Özet

Bu makale, milenyum döngüsünden bu yana çok sayıda Alman yazarın adalara ilişkin toposu kullandığına ilişkin gözleminden hareketle Alman kıyılarının açıklarındaki küçük adalarda geçen üç çağdaş romanı inceliyor:Matthias Wegehaupt (2005) Die Insel GDR romanında Doğu Almanya döneminde hayali bir adanın sosyalist anlayışla yeniden biçimlendirilmesini ayrıntılı biçimde gösteriyor. Sanatçılar için cennet gibi bir geri çekilme mekanı olma olasılığı, siyasi diktatörlükle yürütülen klostrofobik bir savaşla sürekli bir git-gel içinde bulunuyor. Lutz Seiler'in Kruso (2014) romanı Berlin Duvarı düşmeden kısa süre öncesinde Hiddensee'de geçiyor. Ada, ülkeden ayrılmayan mülteciler için bir sığınak olarak isim yapmış durumda. Mülteciler burada olağanüstü bir özgürlüğün tadını çıkartıyor, fakat yine de istimlak tedbirleri uygulayan sıkı bir sistemin parçası durumundalar ve bu sistem, herhangi bir ütopyanın distopik çizgiler taşımaktan kurtulup kurtulamayacağını sorguluyor.Annette Pehnt'in Insel 34 (2003) romanı Almanya'nın kuzey kıyılarında geçiyor ve genç bir kadının (kurmaca) bir aşipelin en kenarda kalmış olan adasına duyduğu özlemi anlatıyor. Yakın adalar boyunca yaptığı yolculukta en sondaki bu adanın ancak ziyaret edilmediğinde ütopik bir yer olarak kalabileceğini anlıyor. Bu üç ütopik-distopik romandaki eskizler adaların kısıtlı giriş çıkışa olanak sağlayan, her türlü sosyopolitik, geobiyolojik ya da psikolojik deneylere olanak mekanlar anlamındaki prototipik özelliklerine dayanıyor. Çözümlemede, her bir metindeki ütopik ve distopik yönlerin birbiriyle nasıl farklı biçimlerde iç içe geçtikleri, birbirlerini bir yandan nasıl bozuma uğrattıkları, diğer yandan da nasıl oluşturdukları gösterilecektir.