Journals / Turkish Journal of Endocrinology and Metabolism / 2020 / Cilt: 24 - Sayı: 1
Growth Hormon Sekrete Eden Adenomlarda Subtip Tayininin Klinik Takip ve Akromegali İlişkili Sekonder Malignansi Gelişiminde Rolü
- Pages
- 63–71
- DOI
- —
Abstract
Amaç: Büyüme hormonunu [growth hormone (GH)], sekrete eden adenomlar immünohistokimyasal olarak boyanma paternlerine göre yoğun granüllü (DG) ve seyrek granüllü (SG) olarak gruplandırılmaktadır. Klinik takipte seyrek granüllü adenomlar daha genç hastalarda görülmek ile birlikte, tedaviye daha dirençli olarak bilinirler. Biz bu çalışmada, yoğun granüllü ve seyrek granüllü adenomların akromegali ile ilişkili komorbiditeler (tedavi yanıtı, hipertansiyon, kardiyopulmoner hastalıklar, organomegali, malignansi) açısından ilişkisi olup olmadığını inceledik. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya, 2000-2016 yılları arasında tanı alan 40 (Kadın=21, Erkek=19) akromegali hastasını retrospektif olarak dâhil ettik. Çalışmaya alınan tüm hastaların klinik öykü, fizik muayene bulgusu, tanı anındaki ve tedavi sonrasındaki hormonal, biyokimyasal parametreleri ve görüntüleme (hipofiz manyetik rezonans görüntüleme) bulguları kayıt edildi. Hastaların aldığı tedavi yöntemi (cerrahi, cerrahi+medikal, cerrahi+medikal+radyoterapi) kayıt edildi. Cerrahi sonrası 75 g oral glukoz tolerans testi (OGTT) testine göre GH değerleri kayıt edildi. Hastaların patoloji spesmenleri uzman 2 patolog tarafından tarafsız olarak boyanma paternlerine (DG, SG) göre tekrar değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 40 akromegali hastasının 25’i seyrek granüllü geriye kalan 15 hasta yoğun granüllü olarak değerlendirildi. SG adenomların yaş ortalaması (40,6±9,7’ye karşı 48,6±5,7, p=0,04) anlamlı olarak daha düşüktü. SG adenomların %64’ü ilk gelişte makroadenom iken, DG adenomların sadece %35’i makroadenom olup istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,43). SG adenomların tedavi öncesi GH, IGF1 (29,2 ng/mL, 800 ng/mL’ye karşı 8,4 ng/mL, 445 ng/mL, p=0,02) ve tedavi sonrası GH, IGF1 (4,1 ng/mL, 440 ng/mL’ye karşı 0,4 ng/mL, 152 ng/mL, p=0,03) değerleri anlamlı olarak daha yüksek olarak saptandı. Endokrin remisyon DG adenomlarda daha fazla görülürken; organomegali sıklığı, anormal ekokardiyografik bulgular (sol ventrikül hipertrofisi) ve multinodüler guatr SG adenomlarda daha fazla olarak görülmekte idi. Dört hastada malignansi (Renal cell Ca, tiroid Ca, larinks CA) saptanmış olup bu hastaların histopatolojik tanısı SG adenom olarak saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda, SG adenomlar literatüre uygun olarak daha genç yaşta görülmekle birlikte, tedaviye yanıtları daha az olarak saptandı. Eşlik eden komorbid durumlar (organomegali, kardiyak bulgular, multinodüler guatr) daha fazla eşlik etmekte idi. İstatistiksel olarak anlamlı olmasa da maligniteye eşlik eden 4 akromegali hastasının histopatolojik tanısı seyrek granüllü olarak saptandı. Bu konu ile ilgili yapılacak daha fazla hasta sayısının olduğu çalışmalara ihtiyaç vardır.
Özet
Objective: Most of the acromegaly cases are caused by growth hormonesecreting pituitary adenoma. Pituitary adenomas are classified histologically into sparsely granulated adenoma (SGA) and densely granulated adenoma (DGA). SGAs have been reported to elicit a more aggressive clinical course and therapy resistance. The aim of this study was to investigate the immunohistochemical subtype of patients with pituitary adenoma and their relationship with the clinical course of the disease. Material and Methods: In the period between 2000 and 2016, about 40 (F21, M19) patients with acromegaly who were diagnosed and operated for pituitary adenoma at our university hospital were included in this study. The medical history of patients, duration of the disease, and comorbidities were assessed. Based on current guidelines for acromegaly management, we determined the serum growth hormone [with 75 g “oral glucose tolerance test” (OGTT)], insulin-like growth factor 1 (IGF-1) levels, as well as computed tomography (CT) or magnetic resonance imaging of the pituitary gland. Immunohistochemical staining of postoperative tissue materials and subtypes of pituitary adenomas were evaluated by an experienced cytopathologist. Results: Of the 40 acromegaly patients included in the study, 25 patients were evaluated as sparsely granulated and the remaining 15 patients were evaluated as densely granulated. The mean age of SG adenomas (40.6±9.7 vs. 48.6±5.7, p=0.04) was significantly lower. At the first visit, 64% of SG adenomas were macroadenoma while only 35% of DG adenomas were macroadenoma and the difference was not statistically significant (p=0.43). SG adenomas’ pre-treatment GH, IGF1 values (29.2 ng/mL, 800 ng/mL versus 8.4 ng/mL, 445 ng/mL, p=0.02) and post-treatment GH, IGF1 values (4.1 ng/mL, 440 ng/mL versus 0.4 ng/mL, 152 ng/mL, p=0.03) were significantly higher. While endocrine remission is more common in DG adenomas; organomegaly, abnormal echocardiographic findings (left ventricular hypertrophy) and multinodular goiter were more common in SG adenomas. Malignancy (renal cell Ca, thyroid Ca, larynx Ca) was detected in four patients and histopathological diagnosis of these patients was detected as SG adenoma. Conclusion: The immunohistochemical subtype of the pituitary adenoma may have the potential to affect the clinical course and therapy of acromegaly. SGA is more prone to cavernous sinus invasion, comorbidity and resistance to therapy. Carcinogenesis associated with malignancy was more common in patients with SGA. However, further studies are needed to confirm our findings.