Journals / Toplum ve Bilim / 2014 / Sayı: 131

From transit to trade: Living conditions and daily strategies of Congolese migrants in Turkey

Transit göçten ticarete: Türkiye'deki Kongolu göçmenlerin yaşam koşulları ve gündelik stratejileri

Pages
68–83
DOI
—

Abstract

The border as a figure has become strikingly pivotal to discussions and arguments on migration in the last two decades. Media coverage show dramatic images like overloaded boats with migrants on Europe s shores, or small groups seeking to cross the dangerous borderlands such as in the Evros region between Turkey and Greece. Politicians deepen the obsession with borders, promising to reinforce border controls as a solution against irregular border crossings and migrants death. Accordingly migration policy sceneries are engaged with migrant journeys and routes, labeling certain nations such as Turkey as so called transit countries. Within the scope of the European migration management, the so-called transit countries themselves have started to draw a great attention on the phenomenon of transit migration, introducing new restrictive immigration policies or programs to repatriate clandestine migrants. Taking the border as a methodological vantage point, I will analyze in this es- say the changes in Turkish and European border politics, and using the example of Congolese migrants in Istanbul show, how these are influencing migrant con- ditions and practices. Furthermore, I will exemplify, how Congolese migrants es- tablish themselves in a city like Istanbul. Concrete, I will outline Turkish migration and border politics against the background of the European Union accession nego- tiations, but also the increase of (economic and political) Turkish-sub Saharan relations in recent years. Following I will delineate migration movements in Turkey and describe the conditions of Congolese migrants in Turkey. Doing this, I will illustrate both, the precarious living conditions, but also the diverse local and transnational networks, which migrants make use of.

Özet

Sınırdan bahsetmek, geçtiğimiz yirmi yılda göç çalışmalarında ortaya atılan fikir ve tartışmalar için son derece önemli hale geldi. Avrupa sahillerinde göçmenlerle tıka basa doldurulmuş tekneler ya da Türkiye-Yunanistan arasındaki Evros bölgesi gibi tehlikeli sınır bölgelerini aşmaya çalışan küçük gruplar gibi birtakım etkileyici görüntülere medyada rastlamak mümkün. Gayriihtiyari sınır geçişlerine ve göçmen ölümlerine çözüm getirebilmek için sınır kontrolünü sağlama sözü veren siyasetçiler de sınır konusundaki takıntıyı daha derinleştiriyor. Bunlara bağlı olarak, göç uygulamaları sahnesi, göçmen yolculukları ve yollarıyla birebir ilgilenerek bazı ülkeleri mesela Türkiye sözde transit ülkeler olarak etiketliyor. Avrupa göç yönetimi bağlamında, sözde transit ülkelerin kendileri de transit göç olgusuna dikkat çekmeye başladı ki bu da kaçak göçmenleri, ülkelerine geri göndermek amacıyla kısıtlayıcı yeni göç uygulamaları ve programları hayata geçirmeye başlamalarına neden oldu. Bu makale, sınırı, yöntemsel bir çıkış noktası olarak belirleyerek Türkiye ve Avrupa sınır politikalarındaki değişiklikleri anlamlandırıp İstanbuldaki Kongolu göçmenler örneğine bakarak, bu politikaların göçmenlerin koşul ve eylemlerini nasıl etkilediğini göstermeye çalışıyor. Ayrıca Kongolu göçmenlerin, İstanbul gibi bir şehirde nasıl yerleşik hale geldiklerine bakacağım. Daha somut olarak, Türkiyenin göç ve sınır politikalarını, Avrupa Birliği müzakereleri ve aynı zamanda, son yıllarda gittikçe artan Türkiye-Sahra-altı ekonomik ve siyasi ilişkileri bağlamında değerlendireceğim. Türkiyedeki göç hareketlerini belirleyip Türkiyedeki Kongolu göçmenlerin koşullarını betimleyeceğim. Bununla, göçmenlerin hem belirsiz yaşam koşullarını ama aynı zamanda kullandıkları çeşitli yerel ve ulusötesi ağları göstermeyi amaçlıyorum.