Journals / Toplum ve Bilim / 2011 / Sayı: 122
Nüfusun biyopolitikasına yeni açılım: Türkiye’nin biyometrik elektronik kimlik kartı sistemi
- Journal
- Toplum ve Bilim
- Issue
- 2011 · Sayı: 122
- Pages
- 53–74
- DOI
- —
Abstract
Osmanlı’da olduğu gibi Cumhuriyet Türkiyesi’nde de iktidarın mevcudiyeti için gerekli görülen nüfus bilgisi düzenli şekilde derlenmiştir. Nüfus bilgi sistemi son on yılda önemli bir dönüşüm sürecine girmiştir. 2000 yılında hayatımıza giren vatandaşlık numarası çok kısa süre içerisinde yalnızca resmî işlemler için değil, bireylerin siyasi, idari ve ticari tüm ağlara eklemlenmeleri için bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu dönüşümün son ayağı ise kimlik sistemindeki dönüşümdür. Kafakâğıdından nüfus kâğıdına, nüfus kâğıdından kimlik kartına evrilen kimlik, Türkiye’de vatandaşla devlet arasındaki ilişkinin zorunlu dayanak belgesidir. Bu belge 2007 yılında başlayan teknolojik alt yapı hazırlıkları ve pilot uygulama ile parmak izi ve şifre içeren elektronik kimlik kartına dönüştürülmektedir.Elektronik kimlik kartı sistemlerinin önceki sistemlerden en önemli farkı bir ağ ile diğer tüm bilgi sistemlerine bağlı olmaları; bu yolla da e-devlet ve e-ticaretin anahtarı haline gelmeleridir. Bu sayede oluşturulan veri havuzları her çeşit arama, sıralama ve değerlendirmeye uygun yapıdadır. Ayrıca bu sistemler güçlü güvenlik yapılarını bedensel unsurlar olan biyometrik özelliklere, en yaygın olarak da parmak izi, retina ve iris görüntülerine dayandırırlar. Bu makalede, Türkiye’nin biyometrik elektronik kimlik kartı sistemi, nüfus bilgi sisteminin 2000’li yıllarda yaşadığı yapısal dönüşüm ile ilişkilendirilerek biyopolitika ve biyoiktidar kavramları etrafında tartışılacaktır. Bu tartışma Foucault ve Deleuze’ün geliştirmiş oldukları disiplin-denetim hattından hareketle; iktidarın dışlayıcı ve içerici gücü, kimliklendirme çevresinde hızla artan gözetim ve bedensel varlığın resmî ispatı olan kimlik belgesi anlayışından, belgenin sahipliğinin bedensel ispatı olan biyometrik unsurların kullanımı anlayışına geçiş üzerinden şekillenecektir
Özet
Osmanlı'da olduğu gibi Cumhuriyet Türkiyesi'nde de iktidarın mevcudiyeti için gerekli görülen nüfus bilgisi düzenli şekilde derlenmiştir. Nüfus bilgi sistemi son on yılda önemli bir dönüşüm sürecine girmiştir. 2000 yılında hayatımıza giren vatandaşlık numarası çok kısa süre içerisinde yalnızca resmî işlemler için değil, bireylerin siyasi, idari ve ticari tüm ağlara eklemlenmeleri için bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu dönüşümün son ayağı ise kimlik sistemindeki dönüşümdür. Kafakâğıdından nüfus kâğıdına, nüfus kâğıdından kimlik kartına evrilen kimlik, Türkiye'de vatandaşla devlet arasındaki ilişkinin zorunlu dayanak belgesidir. Bu belge 2007 yılında başlayan teknolojik alt yapı hazırlıkları ve pilot uygulama ile parmak izi ve şifre içeren elektronik kimlik kartına dönüştürülmektedir.Elektronik kimlik kartı sistemlerinin önceki sistemlerden en önemli farkı bir ağ ile diğer tüm bilgi sistemlerine bağlı olmaları; bu yolla da e-devlet ve e-ticaretin anahtarı haline gelmeleridir. Bu sayede oluşturulan veri havuzları her çeşit arama, sıralama ve değerlendirmeye uygun yapıdadır. Ayrıca bu sistemler güçlü güvenlik yapılarını bedensel unsurlar olan biyometrik özelliklere, en yaygın olarak da parmak izi, retina ve iris görüntülerine dayandırırlar. Bu makalede, Türkiye'nin biyometrik elektronik kimlik kartı sistemi, nüfus bilgi sisteminin 2000'li yıllarda yaşadığı yapısal dönüşüm ile ilişkilendirilerek biyopolitika ve biyoiktidar kavramları etrafında tartışılacaktır. Bu tartışma Foucault ve Deleuze'ün geliştirmiş oldukları disiplin-denetim hattından hareketle; iktidarın dışlayıcı ve içerici gücü, kimliklendirme çevresinde hızla artan gözetim ve bedensel varlığın resmî ispatı olan kimlik belgesi anlayışından, belgenin sahipliğinin bedensel ispatı olan biyometrik unsurların kullanımı anlayışına geçiş üzerinden şekillenecektir