Journals / Toplum ve Bilim / 2014 / Sayı: 131
A wall for some and a neighbor s door for others: The semipermeable border between Turkey and Greece
- Journal
- Toplum ve Bilim
- Issue
- 2014 · Sayı: 131
- Pages
- 44–67
- DOI
- —
Abstract
The Greek-Turkish border was drawn with the Laussane Treaty of 1923, which al- so determined the minority regime for both countries and constructed the two na- tion-states as each other s constitutive Other. Since late 1990 s, the same border has become one of the EU s critical borders for the management of the increas ing migratory movement towards the EU. In this process, the EU-ization of the Greek-Turkish border regime has positive impacts on the societal relations with the neighboring nation-state as well as the state-minority relations in Turkey. Ad- ditionally, almost a century-old position and image of the city of Edirne, as the guardian of the Western borders of the nation-state, has also been transformed towards a regional and more inclusive image. Based on discourse analysis of lo- cal newspapers and in-depth interviews with local stakeholders of Edirne, which is taken a contact zone on the Greek-Turkish border, this paper argues the follow- ing: As (1) the discursive borders of interstate relations have been changing from antagonistic to cooperative relations, and (2) everyday cross-border interactions on the ground have become more diverse and more locally-driven ones, (3) the imag- ined borders dividing the self and the Other have also been redrawn based on new criteria of inclusion and exclusion. On the one hand the new border regime has be- come more permeable for various cross-border activities. On the other hand, the societal boundaries of identities and allegiances have been redrawn between na- tional minorities, citizens of the neighboring countries, the old migrant groups and the new transit migrants. This historical analysis shows us that the changing notion of the Other could be best captured by taking the state borders not as out- comes per se but as processes of bordering that is shaped not only by the central authorities but also by local practices and interactions.
Özet
1923 Lozan Antlaşmasıyla çizilen ve her iki toplumu birbirinin kurucu Ötekisi haline getiren Türkiye-Yunanistan sınırı, son dönemlerde sınırötesi göç hareketlerindeki artışla birlikte Avrupa Birliğinin önemli dış sınırlarından biri haline gelmeye başladı. 1990ların sonlarından itibaren, Türkiye-Yunanistan sınır rejiminin AB-leşmesinin Türkiyede hem devlet-azınlık ilişkileri hem de Ötekileştirilen komşu ulus-devlet ile kurulan toplumsal ilişkiler üzerinde önemli etkileri oldu. Bu süreçte, Türkiye-Yunanistan sınırındaki Edirnenin eski sınır muhafızlığı pozisyonu ve imajı son dönemde yoğunlaşan ve çeşitlenen sınırötesi hareketliliklerle birlikte tekrar tekrar şekillenirken, birbiriyle çelişir gibi gözüken dışlama ve dahil etme söylem ve pratiklerinin bir arada durduğu görülmektedir. Edirnede yapılan yerel gazete taraması ve derinlemesine görüşmelerde Trakya sınırının geçirdiği tarihsel dönüşüme dair edinilen bulgulara dayanan bu makalenin temel iddiası şudur: AB-leşen Türkiye-Yunanistan sınırına bir tür sınırötesi etkileşim sahası olarak baktığımızda görüyoruz ki (1) devletler arası ilişkilerin söylemsel sınırları esnek ve işbirlikçi bir rejime evrilirken, (2) sınırın ötesiyle toplumsal düzeyde ve gündelik hayatta kurulan ilişkiler çeşitlilik kazanmakta ve (3) biz ve öteki arasındaki çizgi bu kez başka kriterlerle yeniden çizilmektedir. Diğer bir deyişle, birbiriyle etkileşim halindeki bu üç boyutta şekillenen yeni sınır rejimi, bir yandan farklı gruplara sınırötesi hareketlilik açısından değişen derecelerde geçirgenlik sağlarken, diğer yandan toplumsal kimlik ve aidiyet sınırları da ulusal azınlıklar, komşu ülke vatandaşları ve farklı göçmen grupları arasında beliren yeni çizgiler üzerinden bir dönüşüm geçirmektedir. Bu süreçte eski sınır rejiminin kurucu Ötekileri olan komşu ülke ve azınlıkların yerini, bu kez AB sınırından geçmesi istenmeyen, gündelik hayatta çoğu zaman sadece kaçak ve/veya kurban olmalarına yapılan vurgu ile görünürlük kazanan transit göçmenler almaktadır. Bu tarihsel analiz bize, Öteki algısındaki değişimleri net biçimde görebilmek için devlet sınırlarını da kendinden menkul sabitlenebilen olgular olarak değil, sürekli olagelen ve merkezden olduğu kadar sınır geçme/geçmeme pratikleriyle de tekrar tekrar şekillenen sınır çizme süreçleri (process of bordering) olarak ele almamız gerektiğini gösteriyor.