Journals / The Turkish Online Journal of Design, Art and Communication / 2014 / Cilt: 4 - Sayı: 4

THE HIGH- RISE BUILDING AS AN INDICATOR OF MODERN DAY LIFE AND ITS EFFECTS AT THE COMMUNICATIVE LEVEL, IN THE CONTEXT OF COLOR AND LIGHTING AB

MODERN YAŞ AMIN GÖSTERGELERİ NDEN YÜKSEK Bİ NALARDA RENK - I Ş IK FAKTÖRÜ BAĞ LAMINDA “HASTA Bİ NA SENDROMU” VE İ LETİŞİMSEL BOYUTTA ETKİ LERİ

Pages
33–38
DOI
—

Abstract

The enormous high- rises, plazas, residences and towers that have encapsulated urban living space, are smart structures that are constructed for either personal, social or for business purposes. If we are to assume that more than half of one’s daily practices, movements and routines take place within enclosed walls, then it is safe to say that these spaces have a significant role in the social process. These spaces, which are designed to facilitate the high pace and high speed of one’s daily life, also appear before us as structures that threaten our health and productivity. In other words, they affect effective and efficient interaction amongst human beings negatively and cause communication conflicts due to their unfavorable impact on a psychological and psycho- neurological level. Hence, these impressive, grandiose and imposing buildings are, in fact, damaging and unhealthy lifestyle indicators; a kind of ‘sickness’ which scientists active in different fields have been discussing. This ‘sickness’ has been named “Sick Building Syndrome”, or “Middle Class Sickness”. In the study that follows, examples will be given and analyzed from a semiolotical perspective to show how the use of color and light can make a difference for people living and working in high- rise buildings to physically and psychologically feel better, have a more positive way of thinking, restore their inner peace and interpersonal relationships and become healthier beings.

Özet

Bireysel, sosyal ve iş amaçlı inş a edilmiş çok katlı binalar, kuleler, rezidanslar, plazalar kentsel yaş amın her bir tarafını çevrelemiş bulunmaktadır. Kiş ilerin gerçekleş tirdikleri günlük iş lerin, hareketlerin dört duvar arasında gerçekleş tiğ i düş ünüldüğ ünde, yaş amsal alanların ve özellikle iç mekanların, sosyalleş me sürecinde önemli bir role sahip olduğ u rahatlıkla söylenebilir. Bu sürecin yüksek temposunu ve hızını kolaylaş tırmak için tasarlanan bu alanlar, aynı zamanda üretkenliğ imizi ve sağ lığ ımızı tehdit eden yapılar olarak karş ımıza çıkmaktadırlar. Bir baş ka deyiş le bu yapılar, insanlar arasındaki etkin ve etkili iletiş imi olumsuz yönde etkilemekte ve bireylerin psikolojik ve psikonörolojik seviyeleri üzerindeki olumsuz etkiye bağ lı olarak iletiş im çatış malarına neden olmaktadır. Bundan dolayı bu heybetli, etkileyici ve gösteriş li binalar sağ lıksız ve olumsuz yaş am tarzı göstergeleri olarak karş ımıza çıkmakta ve farklı alanlardaki bilim adamları tarafından tartış ılan bir nevi “hastalık” olarak gündemdeki yerini almaktadır. Bu hastalık “Hasta Bina Sendromu” ya da “Orta Sınıf Hastalığ ı” olarak adlandırılmaktadır. Bu çalış mada yüksek binalarda yaş ayan ve çalış an insanların fiziksel ve psikolojik olarak kendilerini daha iyi hissetmelerinde, daha olumlu düş ünmelerinde, bireylerin içsel huzurlarına kavuş malarında, kiş ilerarası iliş kilerini iyileş tirmede ve bireylerin daha sağ lıklı olmalarını sağ lamada ış ık ve renk kullanımının nasıl değ i ş iklik yaratabildiğ i örnekler üzerinden göstergebilimsel bir bakış açısıyla analiz edilecektir.