Journals / Türk Üroloji Dergisi/Turkish Journal of Urology / 2006 / Cilt: 32 - Sayı: 2
The evaluation of non-urothelial cell carcinoma of the bladder which of detected in pathology specimen after radical cystectomy
- Pages
- 174–181
- DOI
- —
Abstract
Introduction: Urothelial cell carcinoma is the most common histopathologic type of bladder tumors. Non-urothelial cell carcinomas of the bladder are uncommon and aggressive tumors. Non-urothelial-cell carcinoma of the bladder represents only 5% to 7% of all bladder tumors, comprising about 3% of squamous-cell carcinomas, 2% of adenocarcinomas, 1% of undifferentiated carcinomas and a smaller percentage of minor histologies such as small-cell carcinomas and lymphomas. In this study, we evaluated the pathologic diagnosis, treatment outcomes and prognosis of non-urothelial cell carcinoma cases after radical cystectomy. Materials and Methods: Between 1998 and 2003, 159 patients with primary invasive tumor of the bladder who underwent radical cystectomy were enrolled into this study. Within the total 159 radical cystectomy patients, histologically 144 (90.57%) were conventional urothelial carcinoma and 15 (9.43%) were tumors with non-urothelial cell carcinoma. All patients were evaluated with detailed history, physical examination, urinary cytology, urinary ultrasonography or intravenous urography, computerized tomography, cystoscopy and also with bone scanning if indicated. Clinical and pathological staging was done according to 2002 TNM classification and histological staging was performed according to classification of WHO (World Health Organization, 1973). Results: The mean age and the mean follow-up period of the patient were 65.45 (range 16-74) years and 12.73 (range 5-29) months, respectively. The pathologic diagnosis was squamous cell carcinoma in 8 patients, adenocarcinoma in 4 patients, small cell carcinoma in 2 patients and rhabdomyosarcoma in one patient. Six patients (40%) had Stage pT2a disease, 5 patients (33.33%) had Stage pT2b disease, 3 (20%) patients had stage pT3a disease and only one patient (6.66%) had Stage pT3b disease at the time of diagnosis. After the radical cystectomy operation tumors were staged as pT2a in two patients (13.33%), pT2b in 3 patients (20%), pT3a in 5 patients (33.33%), pT3b in 4 (26.66%) patients and pT4 in one patient (6.66%). All of the patients were lost in follow up period due to primary disease. All patients had a history of cigarette smoking, and 93.33% (n=14) presented with hematuria. Conclusion: Our study shows that non-urothelial cell carcinoma of the urinary bladder is aggressive and the overall prognosis of this tumor is extremely very poor. Early diagnosis and radical surgery are the only options available to increase life expectancy for these patients. But poor prognosis and short survival time of these patients should be kept in mind although radical surgical treatments were performed. For this reason these tumors should be followed-up closely.
Özet
Mesane tümörleri içinde en sık görülen histolojik tip ürotelyal hücreli kanserlerdir. Mesanenin ürotelyal olmayan kanserleri ise daha agresif davranışlı ve nadir görülen tümörlerdir. Ürotelyal hücreli olmayan mesane kanserleri tüm mesane tümörlerinin %5 ile %7'sini oluşturmakta olup, bunlar içinde skuamöz hücreli kanserler %3, adeno kanserler %2, indiferansiye kanserler %1 oranında görülürken çok küçük bir oranda da küçük hücreli kanser ve lenfoma gibi patolojiler bulunmaktadır. Biz bu çalışmada, radikal sistektomi operasyonu sonrası mesanenin ürotelyal hücreli olmayan hastalarına ait patolojik tanı, tedavi sonuçları ve hastalığın seyirlerini değerlendirdik. 1998 ve 2003 yılları arasında mesanenin primer invaziv tümörleri nedeni ile radikal sistektomi ameliyatı geçiren 159 hasta çalışmaya alındı. Radikal sistektomi ameliyatı geçiren 159 hastanın 144 (%90.57)'ünde ürotelyal hücreli kanser bulunurken 15 (59.43) hastada mesanenin ürotelyal hücreli olmayan kanserleri vardı. Hastalar ayrıntılı öykü, fizik muayene, idrar sitolojisi, üriner sistem ultrasonografisi veya intravenöz piyelografi, abdominopelvik bilgisayarlı tomografi, sistoskopi ve gerektiğinde kemik sintigrafileri ile değerlendirildiler. Klinik ve patolojik evreleme 2002 yılındaki TNM (Tümör, lenf nodu, metastaz) sistemine göre yapılırken histolojik derecelendirme de 1973 yılındaki WHO (Dünya Sağlık Örgütü) değerleri esas alındı. Hastaların ortalama yaş ve ortalama takip süreleri sırası ile 65.45 (16-74) yıl ve 12.73 (5-29) ay olarak saptandı. Patolojik tanı 8 hastada skuamöz hücreli kanser, 4 hastada adenokarsinom, 2 hastada küçük hücreli kanser ve bir hastada da rabdomiyosarkom şeklinde idi. Tanı sırasında 6 (%40) hasta pT2a, 5 (%33.33) hasta pT2b, 3 (%20) hasta pT3a ve bir (%6.66) hastada da pT3b evresinde tümör bulunmaktaydı. Radikal sistektomi ameliyatı sonrası hastaların evrelere göre dağılımı 2 (%13.33) hastada pT2a, 3 (%20) hastada pT2b, 5 (%33.33) hastada pT3a, 4 (%26.66) hastada pT3b ve 1 (%6.66) hastada da pT4 şeklinde idi. Takipler sırasında bütün hastaların primer hastalığa bağlı olarak kaybedildiği görüldü. Hastaların tamamında sigara içimi öyküsü vardı ve 14 (%93.33) hasta makroskobik hematüri yakınması ile kliniğimize başvurdu. Çalışmamız, mesanenin ürotelyal olmayan kanserlerinin hastalığın seyri son derece kötü ve agresif tümörler olduğunu göstermektedir. Sağkalımı arttırmada erken tanı ve radikal cerrahi tedavi oldukça önemlidir. Ancak bu hastalarda radikal cerrahi tedavilere rağmen sağkalımların kısa olabileceği daima göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle bu hastalar çok yakından takip edilmelidirler.