Journals / Seyahat ve Otel İşletmeciliği Dergisi / 2016 / Cilt: 13 - Sayı: 1

Uyku, Biyolojik Ritim ve Kimya: Tüketicilerin Bilişsel ve Duygusal Fonksiyonları Üzerine Etkileri

Pages
121–127
DOI
—

Özet

İnsan davranışlarını anlamak, etkilemek çok sayıda araştırmanın ortak konusudur. Ancak; söz konusu araştırmalara konu olan insanın tanımlanmasına bakıldığında ilginç bir eksiklik göze çarpmaktadır. “Kapsamlı” tanımlamanın eksikliği kaçınılmaz olarak araştırmalarca üretilen sonuçların geçerliği hakkında ciddi endişeler yaratmaktadır. İnsan nedir? Sadece “sosyalleşebilen” bir hayvan? Özgür iradesi olan bir varlık? Sosyal etkileşimi olan ve psikolojik tepkiler veren bir canlı? Önceki araştırmaların konuları ve yaygın araştırma yaklaşımlarına bakıldığında (tutumlar, davranışlar, inançlar, duygusal ve bilişsel süreçler, kişiler arası etkileşim vb) ilgi alanımıza giren turizm üzerine yapılan çalışmaların insanı (örn., müşteri, çalışan, yönetici, yerel halk, öğrenci vb) daha çok psikolojik ve sosyal açıdan ele aldığı ve bu yönlerini anlamaya, anlamlandırmaya çalıştığı görülmektedir. Kanaatimize göre bu oldukça eksik bir o kadar da yanıltıcı bir yaklaşımdır. Hakim olan bu yaklaşım, insanı insan yapan, hatta belki de onu yöneten en temel yapıyı göz ardı etmektedir. Bu temel yapı anlaşılmadığı, dolayısıyla doğru beslenip yönetilemediği sürece, insanı sadece psikolojik ve sosyal yönüyle ele alan çalışmaların genellikle yanıltıcı ve hüsran yaratan sonuçlarını tartışmaya ve tekrarlamaya, giderek eksilen bir inançla devam edeceğiz. İnsan, diğer özellikleri bir yana, biyolojik bir varlıktır. Özetle, kimyadan oluşmuştur. İnsanın biyolojik ve kimyasal boyutu, sosyal bilimcilerce her ne kadar göz ardı edilmiş olursa olsun, sosyal ve psikolojik yapısı üzerinde etkendir. Ruhsal tepkileri, algıları, karar verme süreçleri, inanç ve tutumları incelemeden önce insan kimyasını anlamak, bu kimyanın çok tartışılan bilişsel ve ruhsal değerlendirme ve tepkilere hazırladığı zeminin farkına varmak gereklidir. Bu konuyu tartışmaya açmadan önce uyku süresi ve kalitesinin insan kimyası ve sağlığı üzerine, özellikle günlük hayata, vücut, akıl ve ruh sağlığına (Alzeimer vb) etkileri kısaca hatırlatılmalıdır. Uyku, “organizmanın çevreyle iletişiminin, değişik şiddette uyaranlarla geri döndürülebilir biçimde geçici, kısmi, periyodik olarak kaybolması” dır (Engin, 1999; Günaydın, 2014; Sönmez, 2006). İnsanın en temel ihtiyaçları arasında yer alan düzenli bir gece uykusu, tüm yaşlarda sağlık ve yaşam kalitesinin en önemli etkenlerinden biri olarak kabul edilmektedir (Günaydın, 2014). “Uyku kalitesi niteliksel ve niceliksel olarak kötü olduğunda dikkat/bellek bozuklukları, emosyonel değişkenlik, hatta varsanı ve sanrılar görülebilmekte; normal çalışma verimi azalmakta; kronobiyolojik değişmelerle birlikte bu belirtilerin şiddeti daha da artabilmektedir” (Üstün ve Yücel, 2001; Birben ve Karadeniz, 2010; Karagözoğlu ve Bingöl, 2008). Hatta uyanıklık ve uyku ritminin “oksidan-antioksidan sistemle ilişkili olduğu” ve/veya bu sistemde değişikliklere yol açtığı ileri sürülmektedir. Uyanıklıkta serbest radikallerde artış olduğu, bunların uyku sırasında temizlendiği iddia edilmiştir. Uyku yoksunluğunun etkileri sadece bununla kalmayıp kişinin dikkat, bellek ve problem çözme becerileri, iş performansı ve akademik performansını da etkilemektedir (Curcio, Ferrara, & Gennaro, 2006). 19 yy’dan bu yana ortalama 2 saat azalan uyku süresinin 7 saate gerilemesi dünya üzerinde giderek artan depresyona dayalı adli vakaların, kişiler arası sorunların, sosyal patlamaların bir nedeni olabilir. Bazı çalışmalarda, uyku yoksunluğu sonrası sağlıklı bireylerde geçici olarak oluşan anksiyete, depresyon, somatik yakınmalar ve paranoyanın prefrontal korteksteki serebral akımın azalmasına bağlı olduğu bildirilmiş; hem yeni ve geçici olarak obsesyon ya da paranoid düşüncelerin hem de zeminde bulunan psikopatolojinin ortaya çıkmasında kronik uyku yoksunluğunun önemine işaret edilmiştir (Kahn-Greene vd., 2007). Gece çalışanlarda anksiyete ve somatizasyonun, depresyonun da içinde bulunduğu diğer psikiyatrik bozukluklardan daha sık görüldüğü tespit edilmiştir. Ayrıca anksiyete düzeyinin gece çalışan grupta yüksek olduğu, bu yüksekliğin de uyku bozukluklarıyla ilişkili olduğu bulunmuştur (Selvi vd., 2010). Uyku yoksunluğunun kanda bulunan bağışıklık sistemiyle ilgili kimyasalları dengesizleştirdiği, bu dengesizliğin ise davranışsal (yorgunluk, uyku hali, odaklanma) ve fizyolojik tepkileri (inflamnation) etkilediği rapor edilmektedir (Dinges vd., 1994). Uyku yoksunluğu sonucunda kanda bozulan kimyasal dengenin obeziteye, anemiye, yüksek tansiyona, kalp hastalıklarına ve ölümlere sebebiyet verdiği bilinmektedir (Simpson ve Dinges, 2007). Düşük iş performansı ve iş kazaları daha çok uyku yoksunluğu çeken çalışanlarda görülmektedir (Rosekind, 2010). “Tatil” biyoloji ve kimya açısından oldukça dikkate alınması gereken bir süreçtir. Birçok biyolojik ve kimyasal dengenin (uyku, yemek, yaşam stili vb alışkanlıklar) bozulma olasılığının yüksek olduğu tatil sürecinde turistlerin sosyal ve psikolojik davranış ve işlevlerini araştıran çalışmaların en temel konuyu, yanı insan biyolojisi ve kimyasını yeterince dikkate almaması son derece ilginçtir. Bu konuda Koç ve Boz’un (2014) çalışması çığır açıcıdır. Pazarlamada insan kimyasının önemini kapsamlı bir alan-yazın taramasıyla ortaya koyan çalışma serotonin, döpamin ve melatonin hormon seviyelerindeki artış/azalışların ve biyolojik ritmin davranışlar üzerine olası etkilerine dikkat çekmektedir. “Serotonin insanların itkisel satın alma davranışında etkili olan duygudurum düzeyini,uykuyu, saldırganlığı, gıda alımını (food intake), vücut ısısını ve uyarılma(arousal) ile ilgili süreçleri etkilemektedir” (Boz, 2015, s. 58). “Dopaminin duyguların düzenlenmesinde hayati önemi bulunduğu söylenebilir. Aynı zamanda ödülün algılanmasını sağlar. Bilişsel süreçlerde (algılama, düşünme ve karar verme) etkili olduğu söylenebilir. Dopamin insülinin salınımında da etkili olabilmektedir. Aynı zamanda dopaminerjik sistemdeki değişiklikler parkinson hastalığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile şizofreni gibi hastalıklarda da etkileri

Keywords: -