Journals / Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesi Dergisi / 2006 / Cilt: 7 - Sayı: 11

Marguerite Duras'ın Sevgili ve Kuzey Çinli Sevgili'si ya da Bakıştaki Erotizm

Pages
106–119
DOI
—

Abstract

Sept ans après la parution de l’Amant et après avoir appris la mort de son amant chinois, Marguerite Duras publie en 1991, l’Amant de la Chine du Nord qui se présente à la fois comme une réecriture de l’Amant et un redressement du film que Jean-Jacques Annaud tirait du roman la même année. Dans ces deux livres de l’ordre autobiographique, Duras écrit ses souvenirs avec une chronologie thématique plus que chronologique. L’auteur qui reprend les mêmes images avec une visée corrective, tente d’éclaircir cette fois, ce que serait “l’image absolu” de l’Amant, qui revient sans cesse comme un leitmotiv. Ce texte-mémoire, qui est aussi texte de deuil marque un narrativité plus mouvante, abandonnant le “je” narratif pour se tourner vers un “on” qui fait place au spectateur. Il se projette en tant qu’un film accueillant explicitement la présence d’une caméra. Les scènes, encadrées et rythmées par les mouvements de caméra, deviennent parties prenantes de l’histoire qui est ainsi mise en scène. Par cet emploi, le récit devient une “présentation”, qui a pour visée de “montrer” et de guider le regard du lecteur/spectateur par le champ mobile de la caméra. Cette fascination pour voir et pour montrer ce qui se passe, se manifeste notamment au niveau de discours dans le rapport entre les amants, qui communiquent leur désir principalement par le regard. Dans l’univers durassien, une érotique du regard se développe, où tout se joue entre les yeux ouverts et les yeux fermés. Nous nous proposons donc, dans cet article, d’explorer les différentes manifestation du regard soit l’oeil de la caméra soit les regards désirants des amants qui vivent déjà dans la séparation où ils s’aiment d’un amour impossible et de montrer que seul par l’écriture que Duras trouvera une consolation de ce qui est en train de se perdre, de mourir.

Özet

Marguerite Duras’ın 1991 yılında yayımladığı Kuzey Çinli Sevgili, hem yedi yıl önce yazdığı ve Jean-Jacques Annaud’un sinemaya uyarladığı Sevgili romanının satır araları doldurularak yeniden kaleme alınmış metni, hem de filme çekilen romanın yeniden oluşturulmuş senaryosudur. Duras, özyaşamöyküsel nitelikteki her iki yapıtında da, genç kızlık dönemi anılarını anlatırken, türün geleneksel örneklerinde görmeye alıştığımız süredizimsel anlatımdan çok izleksel bir sıralama yapmayı yeğlemiştir. Sevgili’deki aynı izlekler, yazarın belleğinden hiç silinmeyen “mutlak resim”, farklı anlatımıyla Kuzey Çinli Sevgili’de yeniden ele alınır. İçeriğinden çok, şiirselliği ve anlatım özellikleri ile öne çıkan bu iki yaşamöyküsel metin arasındaki en büyük fark anlatım düzeyinde belirir. Sevgili’deki benöyküsel anlatıcı, Kuzey Çinli Sevgili’de yerini “biz”e yani seyirciye bırakır. Senaryo niteliğindeki bu metinde görüntüler bir kameranın objektifinden izlenir. Bu yöntemle, metin “bakmayı”, “görmeyi”, “göstermeyi” amaçlayan bir sunuma dönüşür. Görselliğin önem kazandığı bu senaryo-metinde, odak serüven ve kişiler arası ilişkiler “bakma” ve “görme” ile yeni anlamlar kazanır, yeni görünümler alarak daha belirginleşir. Duras’ın genellikle sessizliğin hakim olduğu her iki romanında da sevgililer arzularını, sözlerden çok bakışlarıyla dışa vururlar. Bu yazıda, “Bakış romanı” olarak da nitelendirilen Yeni Roman’ın temsilcilerinden Marguerite Duras’ın iki romanında, hem kameranın objektifinden bakışı, hem de ayrılmaları kaçınılmaz olan ve birlikteyken bile ayrılığı yaşayan sevgililerin arzulu bakışlarının çeşitli yönleriyle ele alınması ve Duras’ın geçmişteki yaşamının olumsuz izlerinden, yalnızlıktan, eksiklikten, yetersizlikten, iletişimsizlikten, derin bunalımdan kurtulmanın bir yolu olarak gördüğü kendi yaşamının resmini yazı aracılığıyla nasıl çektiğinin gösterilmesi amaçlanmıştır.