Journals / Mikrobiyoloji Bülteni / 2008 / Cilt: 42 - Sayı: 2

Constitutive and induciple clindamycın resistance among nosocomially acquıred staphylococci

Nozokomiyal stafilokok izolatları arasında yapısal ve indüklenebilir klindamisin direnci

Pages
217–221
DOI
—

Abstract

Antimicrobial resistance in Staphylococcus aureus and coagulase- negative staphylococci (CNS) has become an increasing problem in hospital settings. These strains often reveal resistance to various drug classes in addition to beta-lactam resistance. Clindamycin, as a well-tolerated and cost-effective antimicrobial agent, is used widely in the treatment of intra-abdominal and skin-soft tissue infections. However, a major concern with regard to the use of clindamycin for staphylococcal infections is the possible presence of inducible resistance to clindamycin, the aim of this study was to determine the prevalence of constitutive arid inducible clindamycin resistance among nosocomially acquired S.aureus and CNS strains. A total of 375 staphylococcal isolates were tested for clindamycin and erythromycin by the disk diffusion induction test (D-test) according to CLSI criteria. Oxacillin disks were used for the detection of methicillin resistance. The isolates resistant to erythromycin (ER-R) and susceptible to clindamycin (CL-S) with a D-shaped zone around clindamycin disk were considered positive for inducible resistance (D-test positive). Constitutive clindamycin resistance was found in 64.6% of methicillin-resistant S.aureus, 11.8% of methicillin-susceptible S.aureus, 53.8% of methicillin-resistant CNS and 4.9% of methicillin-susceptible CNS. Erythromycin-resistant clindamycin-susceptible (ER-R/CL-S) phenotype was found more frequent in CNS than in S.aureus strains. Among these strains, inducible clindamycin resistance was detected in 90% of S.aureus and 52.2% of CNS. In conclusion, to avoid using clindamycin when the antibiotic susceptibility test result showed an ER- R/CL-S phenotype may prevent a possible clindamycin treatment failure since inducible clindamycin resistance is frequent among such isolates, however, it may also deter the use of clindamycin in the treatment of infections that would likely respond to clindamycin therapy. Decision about clindamycin use for staphylococci with the ER- R/CL-S phenotype should be made according to the local prevalence data.

Özet

Nozokomiyal stafilokok izolatları arasında giderek artan metisilin direnci önemli bir problemdir. Bu suşlarda diğer grup antibiyotiklere de direnç yaygın olarak görülmektedir. Klindamisin, ucuz ve etkin bir antibiyotik olarak özellikle karın içi ve deri- yumuşak doku enfeksiyonu tedavisinde kullanılmaktadır. Ancak stafilokok suşlarındaki olası indüklenebilir klindamisin direnci nedeniyle kullanımı çekince oluşturmaktadır. Bu çalışmada nozokomiyal Staphylococcus aureus ve koagülaz negatif stafilokok (KNS) suşları arasındaki yapısal ve indüklenebilir klindamisin direncinin prevalansı araştırılmıştır. Toplam 375 stafilokok izolatı CLSI kriterlerine göre disk difüzyon indüksiyon testi (D- test) yöntemi kullanılarak eritromisin ve klindamisin diskleri ile test edilmiştir. Metisilin direncinin tespiti için ise oksasilin diskleri kullanılmıştır. Eritromisine dirençli (ER-R) ve klindamisine duyarlı (CL-S) izolatlarda klindamisin diski etrafında D şeklindeki bir zonun bulunması indüklenebilir direnç varlığı için pozitif olarak kabul edilmiştir (D-test pozitif). Metisiline dirençli S.aureus suşlarının %64.4'ünde, metisiline duyarlı S.aureus suşlarının %11.8'inde, metisiline dirençli KNS'ların %53.8'inde ve metisiline duyarlı KNS'ların %4.9'unda yapısal klindamisin direnci saptanmıştır. Eritromisin dirençli, klindamisin duyarlı (ER-R/CL-S) fenotipi KNS suşları arasında daha sık saptanmıştır. Bu suşlar arasında indüklenebilir klindamisin direnci S.aureus için %90, KNS için ise %52.2 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, ER-R/CL-S fenotipi gösteren suşlarla gelişen enfeksiyonların tedavisinde klindamisin kullanımından kaçınmak, olası bir tedavi başarısızlığını önleyecek, ancak klindamisin tedavisine yanıt verebilecek olgularda bu tedavinin kullanılmamasına yol açacaktır. Dolayısıyla bu kararın lokal prevalans verilerine göre verilmesi uygun olacaktır kanısındayız.