Journals / Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi / 2017 / Cilt: 17 - Sayı: 2

Din, Fıtrat ve Akl-ı Selim İlişkisi Üzerine

Pages
61–84
DOI
—

Abstract

Bu çalışmada, Kur’an’ın ortaya koyduğu din tanımları ve buna bağlı ola- rak dinin mahiyetine ilişkin değerlendirmeleri fıtrat ve akl-ı selim ilişkisi bağla- mında tartışılmıştır. Kur’an’ın İslam özelinde kullandığı, Hak Din, Dosdoğru Din, Hanif Dini, Fıtrat Dini gibi vasıflandırmalarının İslam’ın insan fıtratına uygun ve makul bir din oluşuyla temellendirildiğini söyleyebiliriz. Başka bir deyişle, İslam insan fıtratına en uygun ve makul bir din olduğu için “Hak” ya da “Dosdoğru” olma özelliğine sahiptir. İslam dışındaki diğer dinler ise bu özellik- lerden yoksunlukları sebebiyle hak din ya da dosdoğru din kategorisinde yer almazlar. Keza İslâm’ın Hanif ve Fıtrat Dini şeklinde anılması da ilkelerinin, emir ve yasaklarının fıtrata uygun olduğunu, akl-ı selim ile çelişmediğini vur- gulamak içindir. Kur’an’da insanın fıtratından bahsedilirken, onun kendine has özellik ve donanımlarla yaratıldığı, bundan dolayı da yeryüzünün halifesi kılın- dığı belirtilmiştir. Diğer varlıklardan farklı olarak inanma duygusu Allah tarafın- dan verilmiş olsa da insan, yapısı gereği inancını anlamlandırma ve aklî teme- le dayandırma ihtiyacı içerisinde olmuştur. İnsanın inancını aklî temele da- yandırma ihtiyacı fıtratı ile akl-ı selimi arasındaki zorunlu ilişkiyi gündeme ge- tirmektedir. Bu anlamda, çalışmanın temel tezi, “evrensel olduğu iddiası ile yola çıkan bir dinin ilkelerinin akıl ile çelişmemesi, bunun yanında da insanın fıtratına aykırı olmaması gerekir” şeklinde özetlenebilir. Zira insanın akl-ı seli- mine ve fıtratına aykırı ilkeleri, emir ve yasakları bulunan bir inanç sisteminin kabulü kolay olmayacaktır. İman bu gerçeğe aykırı bir şekilde gerçekleşiyorsa akıl ilkeleriyle ve fıtratla çelişen davranışların ortaya çıkması mümkün olacak- tır. Bu durumda genelde dünya ve ahiret saadeti vadeden dinin hedeflerinin gerçekleşme ihtimalinden bahsedilemeyecektir

Özet

Bu çalışmada, Kur'an'ın ortaya koyduğu din tanımları ve buna bağlı ola- rak dinin mahiyetine ilişkin değerlendirmeleri fıtrat ve akl-ı selim ilişkisi bağla- mında tartışılmıştır. Kur'an'ın İslam özelinde kullandığı, Hak Din, Dosdoğru Din, Hanif Dini, Fıtrat Dini gibi vasıflandırmalarının İslam'ın insan fıtratına uygun ve makul bir din oluşuyla temellendirildiğini söyleyebiliriz. Başka bir deyişle, İslam insan fıtratına en uygun ve makul bir din olduğu için "Hak" ya da "Dosdoğru" olma özelliğine sahiptir. İslam dışındaki diğer dinler ise bu özellik- lerden yoksunlukları sebebiyle hak din ya da dosdoğru din kategorisinde yer almazlar. Keza İslâm'ın Hanif ve Fıtrat Dini şeklinde anılması da ilkelerinin, emir ve yasaklarının fıtrata uygun olduğunu, akl-ı selim ile çelişmediğini vur- gulamak içindir. Kur'an'da insanın fıtratından bahsedilirken, onun kendine has özellik ve donanımlarla yaratıldığı, bundan dolayı da yeryüzünün halifesi kılın- dığı belirtilmiştir. Diğer varlıklardan farklı olarak inanma duygusu Allah tarafın- dan verilmiş olsa da insan, yapısı gereği inancını anlamlandırma ve aklî teme- le dayandırma ihtiyacı içerisinde olmuştur. İnsanın inancını aklî temele da- yandırma ihtiyacı fıtratı ile akl-ı selimi arasındaki zorunlu ilişkiyi gündeme ge- tirmektedir. Bu anlamda, çalışmanın temel tezi, "evrensel olduğu iddiası ile yola çıkan bir dinin ilkelerinin akıl ile çelişmemesi, bunun yanında da insanın fıtratına aykırı olmaması gerekir" şeklinde özetlenebilir. Zira insanın akl-ı seli- mine ve fıtratına aykırı ilkeleri, emir ve yasakları bulunan bir inanç sisteminin kabulü kolay olmayacaktır. İman bu gerçeğe aykırı bir şekilde gerçekleşiyorsa akıl ilkeleriyle ve fıtratla çelişen davranışların ortaya çıkması mümkün olacak- tır. Bu durumda genelde dünya ve ahiret saadeti vadeden dinin hedeflerinin gerçekleşme ihtimalinden bahsedilemeyecektir