Journals / Çocuk Enfeksiyon Dergisi / 2018 / Cilt: 12 - Sayı: 1

D-dimer Levels in Children with Lower Respiratory Tract Infections

Alt Solunum Yolu Enfeksiyonu Olan Çocuklarda D-dimer Düzeyleri

Pages
15–19
DOI
—

Abstract

Objective: The present study compares D-dimer levels with acute phase reactants and procalcitonin in children with acute bronchiolitis and pneumonia. Material and Methods: Included in the study were 128 patients that applied to our pediatric emergency room and clinic between May 2013 and May 2014. The patients were grouped as acute bronchiolitis (group 1) if wheezing, cough, rhonchus and prolonged expirium were observed; and as pneumonia (group 2) if fever, tachipnea, ralles and parenchyma infiltration on a chest radiograph were observed. Blood samples were taken for acute phase reactants, D-dimer analyses were made and chest radiographs were obtained from the groups prior to treatment. Results: The median age of the patients was 13 months (2-192); 53.9 percent were male and 46.1 percent were female. Of the total, 68 per-cent (n= 87) of patients were diagnosed with acute bronchiolitis and 32 percent (n= 41) were diagnosed with pneumonia. The laboratory median (interquartile range) values of the bronchiolitis patients were: white blood cells, 8700/mm3 (6500-11.500); sedimentation speed, 10 mm/hr (6-16); C-reactive protein, 0.4 mg/dL (0.3-0.9); procalcitonin, 0.13 µg/L (0.1-0.2); D-dimer, 0.4 µg/mL (0.24-0.54). The same values for the pneumonia patients were white blood cells, 11.900/mm3 (8250-17.850); sedimentation speed, 30 mm/hr (16-45); C-reactive protein, 2.17mg/dL (1.5-3.7); procalcitonin, 0.51 µg/L (0.1-1.2); and D-dimer, 1.04 µg/mL (0.6-1.5). The differences between most values were statistically significant (p= 0.001). The white blood cell, erythrocyte sedimentation, C-reactive protein and D-dimer levels in group 2 were significantly higher than in the acute bronchiolitis group (p= 0.001), while procalcitonin levels were not significantly higher (p= 0.546). Conclusion: In children with pneumonia, it was found that determining plasma D-dimer levels is useful in determining the severity of the illness and its prognosis, and can also be used as an acute phase reactant.

Özet

Giriş: Çalışmamızda akut bronşiyolit ve pnömonisi olan çocuklarda D-di-mer düzeyinin, akut faz reaktanları ve prokalsitonin ile karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya Mayıs 2013-Mayıs 2014 tarihleri arasında hastanemiz çocuk acil ve genel polikliniğine başvuran 128 hasta alındı. Muayenede “wheezing” öksürük, ronküs ve ekspiryumda uzama saptanan hastalar akut bronşiyolit (grup 1); ateş, takipne, raller ve akciğer grafisinde parankimal tutulumun olduğu hastalar pnömoni olarak tanımlandı (grup 2). Çalışmaya alınan hastalardan tedavi öncesi akut faz reaktanları ve D-di-mer analizi için kan örnekleri alındı ve akciğer grafisi çekildi. Bulgular: Çalışmaya alınan çocukların yaş ortancası 13 (2-192) ay, %53.9’u erkek ve %46.1’i kız idi. Hastaların %68 (n= 87)’inde akut bronşiyolit, %32 (n= 41)’inde pnömoni saptandı. Bronşiyoliti olan hastaların laboratuvar ortanca (%25-75) değerleri; beyaz küre: 8.700/mm3 (6.500-11.500), sedi-mentasyon hızı: 10 mm/saat (6-16), C-reaktif protein: 0.4 mg/dL (0.3-0.9), prokalsitonin: 0.13 µg/L (0.1-0.2), D-dimer: 0.4 µg/mL (0.24-0.54) iken, pnömonisi olan hastalarda ise beyaz küre: 11.900/mm3 (8.250-17.850), sedimentasyon hızı: 30 mm/saat (16-45), C-reaktif protein: 2.17 mg/dL (1.5-3.7), prokalsitonin: 0.51 µg/L (0.1-1.2), D-dimer: 1.04 µg/mL (0.6-1.5) saptandı ve bu değerlerin çoğunda istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p= 0.001). Pnömonisi olan grupta (grup 2) beyaz küre, eritrosit sedimen-tasyon hızı, C-reaktif protein ve D-dimer akut bronşiyolit olan gruba göre anlamlı olarak yüksek saptanırken (p= 0.001), prokalsitonin düzeylerinde gruplar arasında anlamlı derecede yüksek değildi (p= 0.546). Sonuç: Pnömonisi olan çocuklarda plazma D-dimer düzeylerinin ölçül-mesinin, hastalığın şiddetinin belirlenmesinde, prognozun tahmininde yararlı olabileceği; aynı zamanda akut faz reaktanı olarak kullanılabileceği düşünülmüştür.