Journals / Ege Klinikleri Tıp Dergisi / 2018 / Cilt: 56 - Sayı: 2
Colonic Volvulus: Seven Years Experience
- Journal
- Ege Klinikleri Tıp Dergisi
- Pages
- 57–61
- DOI
- —
Abstract
Objective: Colonic volvulus is a condition that should be promptly diagnosed since any delay in commencing treatment may be life threatening. No consensus exists on whether colonoscopic detorsion or prompt surgical intervention must be the first modality of choice in every patient. In this study, it was aimed to evaluate clinical approaches to patients with colonic volvulus. Material-Methods: Records of patients with the diagnosis of colonic volvulus treated between January 2009 and December 2016 was retrospectively analysed in a surgical department. Results: 26 patients were included. The mean age of patients was 57 and 69.2% of them were male. Abdominal pain was the leading reason for hospital admission in 68.7%. Constipation as a complaint was reported in 57.4%. The mean leucocyte count was 9446.1±3366.9 mm3, mean level of c-reactive protein was 6±5.9 mg/dL. The mean blood Lactate dehydrogenase level was 450±150.1 U/L, amylase level was 241.19±189.21 u/L and Aspartate Aminotransferase level was 54.53±28.5 U/L. Nearly 96% of patients had sigmoid colon volvulus and the remainders had volvulus at cecum. A colonoscopic detorsion was attempted in eight patients, of whom three were salvaged and the others required surgical treatment. In total, 23 patients underwent surgical resectional procedures. Mean length of hospital stay was 7.4 days, and 2 patients died. Conclusions: Colonic volvulus is a rare cause of ileus. When the clinical and laboratory findings of the patient are evaluated, it is anticipated that different clinical conditions will be available from healing without requiring surgical intervention to mortality. Colonoscopic detortion should be the treatment of choice in patients with colonic volvulus provided there are no signs of intestinal ischemia. Failure in detortion or presence of ischemia should warrant prompt surgical intervention.
Özet
Amaç: Kolon volvulusu hayatı tehdit eden sonuçları nedeniyle hızlı tanı konulması ve müdahale edilmesi gereken klinik bir tablodur. Tanı konur konmaz, endoskopik detorsiyon yada hızlı cerrahi müdahalenin ilk seçenek olması konusunda ortak bir konsensüs yoktur. Bu çalışmada volvulus nedeniyle takip edilen hastaların klinik ve laboratuvar bulgularıyla birlikte değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve Metod: Ocak 2009 ve Aralık 2016 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda kolon volvulusu tanısı ile izlenmiş olan hastalar alındı. Örneklem dahilindeki hastaların dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Bulgular: Çalışma kapsamında toplam 26 hasta değerlendirildi. Hastaların yaş ortalaması 57.92±25.53 ve %69.2’si erkektir. Hastaların hastaneye geliş nedenlerinin başında %68.7 oranında karın ağrısı ve %57.4 oranında gaz gaita çıkışının olmaması gelmektedir. Hastaneye geliş laboratuar bulguları incelendiğinde ortalama lökosit sayısının 9446.1±3366.9 mm3, ortalama C reaktif protein (CRP) düzeylerinin 6±5.9 mg/dL, ortalama Laktat dehidrogenaz (LDH) değerlerinin 450±150.1 U/L, ortalama amilaz değerlerinin 241.19±189.21 u/L, ortalama Aspartat aminotransferaz (AST) değerlerinin 54.53±28.5 U/L olduğu saptandı. Volvulusların lokalizasyonu incelendiğinde %96.2’si sigmoid kolonda, %3.8’inin çekumda lokalize olduğu sonucuna ulaşıldı. Hastaların 8’ine (%30.7) endoskopik detorsiyon (3’ü başarılı), 23üne (%88.4) cerrahi işlem uygulandığı tespit edilmiş olup toplam klinik yatış günü ortalamalarının 7.45±6.7 gün olduğu belirlendi. İki (%7.7) hastanın klinik izleminin exitus ile sonuçlandığı saptanmıştır. Sonuç: Kolon volvulusları ileusların nadir rastlanan sebepleri içerisinde yer almakla birlikte hastanın klinik ve laboratuvar bulguları ile değerlendirildiğinde cerrahi müdahale gerektirmeksizin şifa sağlanmasından mortaliteyle sonuçlanabilen değişik klinik tablolarla karşımıza çıkmaktadır. Kolonoskopik detorsiyon intestinal iskemi işaretleri olmadıkça ilk tedavi seçeneği olarak denenmeli, başarısızlık veya iskemi durumunda cerrahi müdahale öncelikle göz önünde bulundurulmalıdır.